Katıldığı bir programda "Yeniden bu toplumda 'dindar olan insan iyidir' yargısını güçlendirmek zorundayız" diyen İlim Yayma Vakfı Başkanı Bilal Erdoğan'a sorulması gereken soruyu kıymetli büyüğüm Yusuf Ziya Cömert köşesinin başlığından yöneltti:
"Dindar olan insan iyidir, yargısını kim bozdu"
Bilal Erdoğan iktidar içindeki herhangi bir isim değil; Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın oğlu. Ve tekzip edilmediğine göre gönül rahatlığı ile Erdoğan'ın siyasi varisi olduğunu söyleyebiliriz. AK Partinin kurucularından olan Erdoğan'ın belediye başkanlığı döneminden itibaren yakınında bulunan ve uzun yıllar danışmanlığını yapan, çok konuşkan olmayan, adeta ağzından kerpetenle laf alınan Mücahit Arslan'a, katıldığı televizyon programında, Bilal Erdoğan'la ilgili olarak AK Partinin başına geçebileceği ya da Cumhurbaşkanı Yardımcılığı yönünde kamuoyunda dolaşan iddialar soruldu.
Arslan hiç düşünmeden "Bilal Bey yoğun bir şekilde eğitim ve sivil toplum kuruluşlarıyla ilgileniyor 10 yıldan fazladır. Bu konuda bir niyeti var mı bilmiyorum ama eğer niyeti varsa herkes gibi Bilal Beyin bu hakkı var tabii ki, desteklemekte sorun yok" dedi. (2 Ocak)
Ben de Mücahit Arslan ile aynı düşüncedeyim. Bilal Erdoğan iyi eğitim almış, ülkemize katkı sunabilecek, 17-25 Aralık operasyonları döneminde haksızlığa uğramış, itibar cellatlığı yapılmış bir isim. AK Parti Genel Başkanlığı koltuğu AK Partinin kendi iç aile meselesi, iyi kötü hala işleyen bir demokrasimiz var. Kendisi siyasete atılacaksa ne ülkemizde ne dünyada siyasete atılan ilk siyasetçi mahdumu olmayacak. İsmet Paşa'nın oğlu Erdal İnönü SHP liderliği yaptı, ülkemizde başbakan yardımcılığı yaptı. Babasından sonra gayet başarılı bir devlet adamı olarak tarihe adını yazdırdı. Merhum Adnan Menderes'in oğlu Aydın Menderes siyasete atıldı, parti yöneticiliği ve parti genel başkanlık görevi yaptı. Yine merhum Alparslan Türkeş'in oğlu Tuğrul Türkeş hala siyasette, kızı Ayyüce Türkeş de öyle... Merhum Necmettin Erbakan'ın oğlu Fatih Erbakan Yeniden Refah Partisi lideri ve pekala başarılı bir lider.
Dünya siyasetinde de örnekleri bir hayli fazla.
Mesela Kanada Başbakanlığı yapan Justin Trudeau eski Kanada Başbakanı Pierre Trudeau'nun en büyük oğlu.
43. ABD Başkanı George W. Bush, 1989- 1993 yılları arasında ABD Başkanlığı yapan George H. W. Bush'un oğlu.
Benazir Bhutto (Pakistan) Zülfikar Ali Bhutto'nun kızı; Pakistan Başbakanlığı yaptı.
Onlarca örnek var ama sanırım bu kadarı yeterli, dolayısıyla Bilal Erdoğan da siyaset tartısına çıkar halk da tartar.
Nitekim Bilal Erdoğan da böyle bir hazırlığı olmalı ki 2023 yılı itibariyle kendisini göstermeye başladı, son günlerde de görünürlüğünü epeyce artırmış durumda. İnançlı bireylerin toplumda "örnek şahsiyetler" olarak konumlanmasının önemine değindiği, dindarlığın sadece şekli ibadetlerden ibaret olmadığını, dindarlığın ahlakla direk bağının olduğunu vurguladığı sözlerini bu yüzden önemsedim, nitekim kamuoyunda da epeyce ilgi gördü, tartışılıyor.
Bundan sonra açıklamalarını, sözlerini ve yaptıklarını dikkatle takip edeceğim bir isim olduğunu söylemeliyim.
Gelelim Bilal Erdoğan'ın "Yeniden bu toplumda 'dindar olan insan iyidir' yargısını güçlendirmek zorundayız" sözüne ve Yusuf Ziya Cömert'in herkesin aklındaki haklı sorularına ve tespitlerine:
"Bu ülkede "Dindar olan insan iyidir" yargısını kim zayıflattı
Ne zaman zayıfladı
Mesela, dindar olduğunu söyleyen insanlar iktidara geldikten sonra zayıflamış olabilir mi"
Bu köşeyi yıllardır okuyanlar bilecektir; Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın her fırsatta dillendirdiği 'dindar nesil istiyorum' sözleri üzerine, toplumda giderek zayıflayan 'dindar insanlar iyi insandır' algısı ve ülkeyi aralıksız 23 yıldır dindar kadroların yönettiği bir dönemde giderek artan deizm üzerine onlarca yazı kaleme aldım.
Cumhurbaşkanı Erdoğan döneminin 'asıl başarısı' diye tarihe, kayda geçecek şeyinin, AK Parti'ye 23 yıl boyunca ideolojik, siyasal ya da inanç temelli gerekçelerle oy vermemiş kesimlerde bile şu kanaati tahkim etmek olduğunu yazdım: 'Biz hiç oy vermedik ama dindarlar gerçekten iyi, adaletli, vicdanlı ve merhametli insanlarmış.' Siyasetin en zor işi sandığı kazanmak değil; karşı tarafa kendi hikâyeni 'ahlaki üstünlük' olarak benimsetmektir—ben de meselenin burada düğümlendiğini vurguladım.

7