Yazı, İran'ın Amerika ve İsrail'e karşı kazandığı zaferde Türkiye'nin tarafsız kalmış olmasını eleştirerek, ülkenin NATO üyeliğinin zorunlu kılıp kılmadığını sorguluyor. Yazar, Türkiye'nin İncirlik üssünü kapatması, insani yardım göndermesi veya en azından söylemsel desteğini vermesi gerektiğini savunmuş, bu fırsatın kaçırılmasının tarihte derin bir leke bırakacağını öne sürüyor. Peki NATO üyeliği ile İslam dayanışması arasında çatışma gerçekten kaçınılmaz mıdır?
Sapık Pedofoli bir Aygır'ın emrindeki dünyanın süper gücü ile, katil Siyonist bir savaş suçlusunun emrindeki bir gücün bileşiminden oluşan ve "asla yenilmez bir birliktelik olarak kabul gören" bir koalisyonun hiçbir kural tanımaksızın saldırdığı İran, misli görülmemiş bir zafer kazandı.
Çünkü İran, Allah'ın "Kuvvet hazırlayın" emrini çok iyi anlamış ve çok çalışarak, teknik çalışarak, işleri ehillerine vererek, muhtemel bir saldırıya karşı, bütün ihtimalleri değerlendirerek, çok iyi hazırlanmış. Savunma sanayisine fon ayırmış, emek vermiş. Yani sefer için emek vermiş, çağın teknolojisine uygun yatırımlar yapmış.
Belki çok pahalıya ve çok şehide mal oldu ama İran muazzam bir zafer kazandı. Yenilmez zannedilen süper güçlerin burnunu yere sürterek, bütün dünyaya rezil ederek, kazandı bu büyük zaferi. Şimdi bu zaferin neticelerini alacak. Bir nevi şimdi onun için yemek zamanı.
Gönül arzu ediyor ki, biz de bu zaferden nasibimizi alsaydık. Yemek sofrasına dâhil olsaydık. İran ile beraber adımız anılsın. "İslam âleminin iki güçlü devleti bu zaferi kazandı" denilsin. İslam dünyası galipler safında birleşsin ve böylece yeni bir blok kurulsun. Ama biz, daha doğrusu bizi yöneten iktidar mensupları bu büyük zaferin sefer zamanında emek sarf etmek yerine büyük hatalar işlediler. Keşke bu hataları işlemeselerdi. İşte bu hatalardan birkaç tanesi:
Amerika ve İsrail orduları tüm kaide ve kuralları çiğneyerek ve savaş ilan etmeden İran'a saldırıp, ilk olarak yöneticilerini şehit ettiklerinde, ikinci olarak bir ilkokulu bombalayıp şeytana kurban etmek amacıyla yüzlerce masum çocuğu hunharca katlettiklerinde, bizimkiler sadece "üzüntü belirtip başsağlığı dilemek" yerine dünyayı ayağa kaldırırcasına tepki gösterebilseydiler.
Saldırgan İsrail ve Amerikan ordularına destek faaliyetleri içinde olması muhtemel İncirlik ve Kürecik'i kapatabilseydiler. Keşke bu konuda İspanya ve diğer bazı NATO ülkeleri kadar cesur olup haklıdan yana tavır koyabilseydiler.
İran'ın; kendisine saldırıp yıkım ve katliam yapan komşu ülkelerdeki Amerikan üslerine misillemelerde bulunmasını "komşu ülkelere saldırı" olarak algılayıp, haklı olan İran'ı suçlayıcı bildirilere keşke imza atmasaydılar.
Saldırgan taraf olan Amerika ve İsrail'i savaşı başlatan taraf olarak değil de, "Amerika'nın istediklerini verseydiler bu savaş çıkmazdı" türünden çok acayip garaip ve haksız bir gerekçe ile İran'ı suçlama gibi başımızı öne eğdiren bir söylemi yapmamış olsaydılar.
Sapık Trump'ın, "Türkiye lideri Recep Tayyip Erdoğan çok akıllı ve uyumlu bir lider, bizim her istediğimizi yapıyor, istemediğimiz hiçbir şeyi de yapmıyor" gibi yıkama yağlama mı, şantaj mı olduğu anlaşılamayan cümleleri gereği, adeta gaza gelip saldırganlar safında ve onlar için ne gerekiyorsa yapan bir konuma düşmektense, keşke İngiltere ve İtalya gibi birçok NATO üyesi devlet kadar saldırganların isteklerini geri çevirebilseydiler.
Ülkemizin topraklarından saldırganlara silah ve mühimmat sevkiyatı yapılmasına keşke onay vermeseydiler.
Büyük bir yıkım ve katliama uğrayan muzaffer İran halkına yönelik bir komşu devlet olan Türkiye; insani, tıbbi, arama-kurtarma ekipleri ve gıda yardımı köprüsünü derhal kurup imdada koşabilseydiler.
NATO üyeliği dolayısıyla madem mağdur İran'dan yana fiili olarak hareket edemiyoruz ama halkımızın yüzde doksan dokuzunun hissiyatı doğrultusunda açıklamalar yapıp uluslararası arenada bari destekleseydiler.

4