Gazeteler, radyo, televizyon, internet... Derken sosyal medya. İletişim alanında baş döndürücü bir hızla seyreden gelişmelerin birçok açıdan faydalı yönleri olduğu söylenebilir. Ancak yaşadıklarımıza bakılınca, beterin beteri olabileceğini düşündüren bir durumla karşı karşıya olduğumuz da net.
Konu ile ilgili yıllardan beridir bilinen temel tespit, 'para ödemiyorsanız ürün sizsiniz' şeklinde. Bu söz, sosyal medya, arama motorları gibi internet üzerinden sunulan hizmetlerin aslında bedava olmayıp, ilgili şirketlerin kullananların verilerini reklâm verenlere satarak ciddi paralar kazandığını ifade eder.
Önde gelenlerinin neredeyse tamamı yabancı olan dijital medya platformlarının ücretsiz imiş gibi sundukları hizmetlerin bedelini reklamlar üzerinden aldıkları, malum. Hem de fazlasıyla.
Para ödemiyorsak ürünün biz olduğumuzu ifade eden sözün, bazı platformların ücretli hale gelmesi sebebi ile artık geride kaldığı da malum. Bu durumda, dijital platformların, 'derenin taşı ile derenin kuşunu vurduklarını' söylemek gerek.
İnsanımız tarafından hazırlanan içerikleri yine insanımıza sunarken reklamlardan kazandıkları paraların vergisini ödemeyişleri de problem olan dijital platformlarla ilgili asıl mesele, ülkemize yönelik beşinci kol faaliyetlerine de zemin teşkil etmeleri...
Dijital medyanın, zaten hedefinde olduğumuz Batılı konvansiyonel medyanın gazeteciliğin temel değeri objektifliği bir kenara bırakmak suretiyle yaptığı melanetleri bile aratan faaliyetlerinin, son dönemde karşılaştığımız en ciddi problemler arasında olduğunu söylemek hiç de mübalağa olmaz.
Medya sahasındaki hukuki düzenlemelerin çoğunlukla ihtiyaç hasıl oldukça yapıldığı ve bu süreçlerde özellikle de muhalefet cenahından ciddi engelleme girişimlerinin geldiği, bilinir.
Demokrasinin olmazsa olmazlarından olan muhalefetin husumete dönüştürülmesi sebebiyle ülkemiz lehine adımların engellendiği,

15