Sadece 28 Şubat'tan beri İran'ın yaşamak zorunda kaldıkları bile hava savunma sistemlerinin bir ülkenin güvenliği açısından ne kadar önemli olduğunu anlamak açısından yeterli.
Aynı süreçte güvenliklerini ABD'nin karşılayacağı rahatlığındaki birçok Körfez ülkesinin, savunma konusunda İsrail'in daha imtiyazlı olduğu gerçeği ile karşı karşıya kaldıkları da unutulmamalı.
Ödedikleri milyar dolarlara rağmen hem de... İran'ın misilleme saldırılarına maruz kaldıklarında, hava savunma sistemlerinde kullanılacak mühimmat tedarikinde İsrail'in her daim ilk sırada olduğunu fark edip, 'bu bize ders olsun' demişler midir, bilinmez.
ABD-İsrail saldırısının sadece İran'ın değil bölgedeki diğer halkı Müslüman ülkelerin zayıflamasını da hedefleyip hedeflemediği, üzerinde durulması gereken önemli konulardan.
Suudi Arabistan ve Katar'da, savaşın ilk günlerinde bazı tesislere sanki İran yapmış gibi gösterecek şekilde sabotaj hazırlığında iken yakalanan Mossad ajanları, özellikle de İsrail'in böyle bir şeyi hedeflediğinin delillerinden. Yine ilk günlerde Kuveyt ordusu tarafından yanlışlıkla(!) düşürülen üç ABD uçağından birinin pilotunu sopalarla esir alan Kuveytliler de –yöneticiler ne derse desin-, bölge halkının dost ve düşman ayrımından ne anladığını göstermişlerdi.
Yıllardan beri ambargolarla boğuşan İran'ın, hava savunma sistemleri konusundaki eksikliği anlaşılabilir bir şeydi. Ancak Körfez ülkelerinin, son yaşananlardan sonra bile ABD'nin savunma garantisinin çok da işe yaramadığını anlamamış olmaları ihtimali üzücü... Güvenliklerini ABD'nin sağladığını düşünenlerin bundan böyle kendilerini eskisi kadar rahat hissedemeyecekleri, çok açık çünkü.
Rahatlık denince, bizde değişik versiyonları olduğunun altını çizmek gerek. Başta BM olmak üzere uluslararası birçok kuruluş sayesinde Dünyanın tozpembe olduğuna inanacak kadar saf olanlar, uç noktalardan.
Uluslararası sistemin bizim için iyi olanı daha iyi bileceği, dolayısıyla sözünden çıkılmaması gerektiği propagandası yapanların,

13