Ağzını açanı kapı önüne koyduğu için, etrafında 'bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu' diye sorabilecek kimse kalmayan CHP Genel Başkanı, istediğini söylemekte mazur. Batılı ülkeler karşısındaki ağlamaklı tavrının ve CHP'li önemli isimlerin Mavi Vatan, Dağlık Karabağ, Adalar, Suriye, Libya ve başka bazı konulardaki sözlerinin unutulduğunu düşünmesi de normal.
Venezuela'da yaşananların son derece ciddi şeyler olduğunu hepimiz biliyoruz. Ancak, devlet başkanının bir gece yatağından alınması ile sonuçlanan operasyon sırasında hatırı sayılır bir askeri güce sahip olan Venezuela'dan neredeyse tek bir mermi bile sıkılmayışı, tuhaf.
Latin Amerika denildiğinde akla direniş geleneği geldiği halde, Venezuela'ya yönelik ABD müdahalesi sırasında sadece 40 civarında Kübalı askerin öldüğü söyleniyor.
Uzunca bir zamandır ABD'nin açık hedefi olduğu bilinen Venezuela'nın, 'nasıl olsa bir şey olmaz' diye düşünme lüksü olmadığını söylemek gereksiz. Başta iki adet S300 olmak üzere 400 uçaksavar, 5 bin omuzdan atılan roket ve benzeri birçok savunma sistemine sahip olan Venezuela silahlı kuvvetlerinin ABD'nin hava saldırılarına usulen olsun cevap vermeyişi, kafa karıştırıcı.
Kapsamlı hava savunma sistemlerinin elektronik müdahalelere maruz kaldığı düşünülse bile, Venezuela'nın ABD tehditlerine karşı daha çok milis yöntemleri ile hareket etmesinin beklendiği, sır değil. Bu yönde herhangi bir girişim olmaması için 'bir şey yapmayın' emri verildiği iddiası doğru ise, konu iyice çetrefilleşiyor.
Trump'ın, devlet başkanını kaçırdığı bir ülkeyi bundan sonra kendilerinin yöneteceğine dair sözleri, rezerv personeli ile yaklaşık 130 bin aktif askeri ve 250 ile 500 bin arasında Bolivarcı milisi bulunduğu söylenen Venezuela Bolivarcı Ulusal Silahlı Kuvvetleri'nin (FANB) bu duruma ne diyeceği sorusunu akla getiriyor.
Daha önce yardımcısı olduğu Maduro'nun kaçırılmasından sonra geçici devlet başkanlığına getirilen

11