İhsan Melih Bey'e çayını verirken, sabırsızlandığı anlaşılan Selim:
- Melih ağabey, sohbete Barzani meselesi ile başlasak. Olup biteni bir de senin açından dinleyelim...
- Muhtemelen iyi niyetle yapılmış ama netice itibariyle sıkıntılar doğuran bir olayla karşı karşıyayız. Resmi bir görevi olmasa da Mesut Barzani, bölge için önemli bir isim. Davet edildiği Şırnak Üniversitesi'nin düzenlediği programa katılması, Terörsüz Türkiye süreci açısından iyi sayılabilir. Ancak, korumalarının sergilediği manzara rahatsız edici idi... Mehmet:
- Zaten söyledikleri konusunda problem yok. Tartışma sadece korumaların kıyafetleri ve silahları ile ilgili...
- Bu tür ziyaretlerle ilgili önceden bazı tespitler yapılır ve tarafların buna uymaları beklenir. Sanırım Barzani'nin korumaları işi kanırtmışlar. Korumalara tabii ki izin verilir, ama görünür bir biçimde uzun namlulu silah taşımaları ya da üniforma benzeri şeyler giyinmeleri hoş karşılanmaz. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin konuya dikkat çekmesi son derece normal. Barzani'nin ekibinden gelen cevap sadedindeki sözler ise kesinlikle kabul edilemez. Barzani resmi görevli birisi değil ve ziyaret ettiği yerde terör tehdidi yok... İhsan:
- Haklısınız. Mütekabiliyet hatırlatmaları da Kuzey Irak'ın durumu düşünüldüğünde son derece anlamsız. Çünkü orada terörün kol gezdiğini herkes biliyor...
- Gelişmelerden sonra Barzani'nin özür dilediği söyleniyor ve olması gereken de bu. Korumalarının davranışı kabul edilemeyeceği gibi, yerinde bir uyarıya Barzani ekibinin verdiği cevap da rahatsız ediciydi... Mustafa:
- İnceleme başlatıldığına göre, sorumlular bulunup gereği yapılır herhalde..
- Tabii ki. Belirlenmiş kuralların dışına çıkılmasında kimin ihmali varsa, müeyyidesine katlanacaktır. Korumaların o silahları nasıl içeri soktukları, normalde belki sadece tabanca taşıyabileceklerken uzun namlulu silahları nasıl taşıdıkları gibi konular araştırılacaktır... Remzi:
- Bir daha olmaması için gereken tedbirler alınıp, ilgililer de en azından uyarılacaktır yani..
- Evet... Araya giren Mehmet:
- Konuyu değiştirelim o zaman. CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in DEM'e yönelik olduğu düşünülen ve kendi celladına aşık olma manasına gelen sözlerine DEM adına verilen cevaplar çok konuşuldu. Siz ne düşünüyorsunuz..
- Öncelikle, Özgür Özel baltayı yine taşa vurdu. 'Stockholm Sendromu'na kapılmamaya, dün elinden zor kurtulduğumuz celladımıza aşık olmamaya davet' sözleri ile başkalarını kastettiğini söylese de, DEM'lilerin kendilerini anlamaları kaçınılmazdı. Öyle de oldu ve Eş Genel Başkan Tülay Hatimoğulları, 'celladı da çok çok iyi tanırız. Evladı yakılan köylerimizden, zorla boşaltılan köylerimizden tanırız. Celladı Alevi katliamlarından, faili meçhullerden, işkencelerden, zindanlardan tanırız' cevabını verdi... Selim:
- Bu arada diğer Eş Genel Başkan Tuncer Bakırhan da, 'herkes çok iyi bilsin ki cellat defterini açacaksak, geçmişi konuşacaksak hepiniz borçlu çıkarsınız' şeklinde konuştu. Ama Özel'e 'cellat görmek istiyorsan aynaya bak, kendi tarihine bak, CHP'nin geçmişine bak. Celladı orada göreceksin' hatırlatmasında bulunan Cumhurbaşkanımızın, 'insan bari kendi geçmişini bilir. Sen kimin cellat kimin mağdur olduğunu bilmiyor olabilirsin ama benim Kürt kardeşim kimin cellat kimin mağdur olduğunu çok iyi bilir' sözleri de dikkat çekiciydi...
- Laf aramızda Stockholm Sendromu ya da bizdeki karşılığıyla celladına aşık olma konusu açıldığında CHP'nin söyleyebileceği tek bir kelime bile yok. Dahası bu durumda CHP'lilerin tümünün hatta çelik çekirdeğinin bile aynı sendromdan mustarip oldukları söylenebilir. Geriye bakıldığında, özellikle de tek parti dönemi hatırlandığında CHP'nin kendisini savunabilmesi mümkün değil. Geçmişte çekilen büyük sıkıntılara rağmen, bu sıkıntıları çekenlerin torunlarının kendini CHP'ye mecbur hissetmelerini izah sadedinde Stockholm Sendromu ya da bizdeki karşılığıyla celladına aşık olma hali de iyi bir izah... Mehmet:
- Haklısınız. Ama bunu CHP'lilere ve milletimize anlatabilmek de kolay değil. Ehem mühim yani önemli olan ve daha önemli olanı ayırt edebilmekte henüz acemiyiz çünkü. CHP'liler AK Parti, Cumhur ittifakı hatta doğrudan Cumhurbaşkanımıza yönelik husumetleri dolayısıyla gözleri karardığı için, neyin doğru neyin yanlış olduğunu düşünemiyorlar... İhsan:
Sosyal devlet, işte bu...
- Daha da vahimi, milletimizin önemlice bir kesimi de algı kurbanı. Sıkıntıları halletmenin yolunun CHP zihniyeti olmadığı, tecrübelerle sabit oysa. Her ne ise bu arada Cumhurbaşkanımızın 3 Aralık Dünya Engelliler Günü dolayısıyla yaptığı konuşmayı izlerken, Türkiye'nin nereden nereye geldiği konusunda bildiklerimizin ne kadar yetersiz olduğunu bir kez daha anladım. Sanırım siz de takip etmişsinizdir. Neler söylersiniz..
- Birileri inanmak istemese de yıllardır Türkiye'nin sosyal devlet olma konusunda birçok Avrupa ülkesini geride bıraktığı, net. Avrupa ülkelerinin birçoğunun ve mesela 80'li, 90'lı yıllarda sosyal devlet olma konusunda başı çeken Almanya'nın bile ilerisinde sosyal devlet uygulamalarımıza şahit oluyoruz artık. İşin garibi, bizi ya da yakınlarımızı ilgilendirmiyorsa çoğumuz bunların farkında bile değiliz. Yetkililerimiz de yaptıkları iyiliği başa kakmış olmamak için bu tür hizmetleri pek dillendirmiyorlar... Mustafa:

1