Bozguncular işbaşında….

Sahur için masayı hazırlayan İhsan, dışarıdan gelen araba sesini duyunca:

- Evet, Melih Bey de geldi. Soframız aşağı yukarı hazır, biz sohbet ederken kalanlar da hazır olur... Selim, selam vererek yanlarına gelen Melih Bey'in oturmasını beklemeden, sordu:

- Ağabey, geçen buluşmamızdan sonra ortalık fena karıştı. ABD ve İsrail'in İran'ı vurması bekleniyordu belki, ama tam da görüşmelerin iyi gittiği zannedilen bir vasatta saldırmaları, kafa karıştırdı. Gidişat ne yöne doğru sizce..

- Bir şey söylemek için henüz erken. Dediğin gibi, Umman'da başlayan ve Cenevre'de devam eden görüşmelerin sürmesi beklenirken yapılan saldırı, İsrail'in ve tabii ABD'nin de pek öyle barış filan düşünmediğinin göstergesi... Mehmet:

- İlk saldırıda, İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'in ve muhtemelen görüş alışverişinde bulunduğu görüşmeleri sürdüren ekibin hedef alınıp hemen hepsinin katledilmesi de bunu gösteriyor zaten. Böylesi bir davranış İsrail için sıradan. Ama ABD açısından durum düşündürücü. Hele de liderlerinin sık sık barıştan bahsettiği düşünülürse...

- Al birini vur ötekine. Durum, Bakara Suresi'nin meali "Onlara 'Yeryüzünde fesat çıkarmayın' dendiği zaman, 'Biz ancak ıslah ediciyiz' derler. Dikkat edin, asıl bozguncular onlardır; fakat farkında değildirler." olan 11 ve 12. ayetlerindeki gibi... Selim:

- Birçok yorumcu, Epstein dosyaları ile köşeye sıkıştırılan Trump'ın İran'a saldırmaya mecbur bırakıldığını düşünüyor. Ne dersiniz..

- Şöyle veya böyle. Şu anda ABD'nin İsrail'le birlikte İran'a saldırdığı gerçeği ile karşı karşıyayız. Saldırılarda vahşetin her türlüsünü sergiledikleri de malum. İlk günlerde vurdukları kız okulu, mesela. Düşünebiliyor musunuz, 7 ila 14 yaşları arasında yüzden fazla kız çocuğunu okudukları okulda vuruyor ve az sonra aileleri de olay yerine geldiğinde tekrar bombalayıp toplamda 168 kişiyi şehit ediyorlar... Mustafa:

- Birçok şey gibi bu yapılanın da savaş suçu olduğu ve benzeri sözlerin anlamı yok herhalde..

- Maalesef. Hukukun değil güçlünün hakim olduğu bir zamandayız. Çağdaşlık, modernlik ve benzeri iddiaların ne kadar anlamsız olduğu artık iyice anlaşılmış durumda. Bir yandan barış şarkıları söylerken, bir anda koskoca bir ülkeyi ateş altına alıp, ülkenin yöneticileri yanında görüşme yaptıkları ekibin üyelerini de katlediyorlar. Bu arada İran'ın geçen Haziran'daki 12 gün savaşına göre daha iyi durumda olduğunu söyleyebiliriz. İsrail gözlese de ciddi kayıpları olduğu ve bu arada epey bir yıkıntıya maruz kaldığı söyleniyor... Remzi:

- İşin en çok merak edilen tarafı, bir kara saldırısı olup olmayacağı. Ne dersiniz, ABD ve İsrail, İran'a kara harekatı yapabilirler mi..

- Buna evet demek, zor. Çünkü İran geniş bir ülke ve onunla kara savaşını göze alamazlar. Ancak, mecbur kalabilecekleri düşünülebilir. Birkaç gün içinde İran'ı pes ettirmeyi düşünüp başlattıkları saldırılarla şu ana kadar ülkenin direncini kırabilecek mesafeler alamadılar. Bundan sonra alabilecekleri de meçhul... Mustafa:

İsrail kara savaşı istiyor, ama...

- Kara savaşını bilhassa İsrail çok istiyor herhalde..

- Savaşı esas isteyenin ve Trump'ı zorlayarak başlatanın İsrail olduğunu söylemek mümkün. İran'a kara harekatı yapılmasını çok istedikleri de biliniyor. Problem ise bunun kimin yapacağı. Askerlerinin bilinen korkaklığı sebebiyle İsrail'in ciddi bir kara gücü olmadığı için kara harekatını ABD'nin yapması gerektiğini düşünüyorlar belli ki. Epstein dosyaları sebebiyle bu işlere girdiği düşünülen Trump'un, binlerce belki de on binlerce ABD'li askerin kaybına sebep olabilecek bir kara harekatına cesaret edemeyeceği söylenebilir. Yine de belli olmaz... Mehmet:

- İran'ın saldırı sonrası ABD üsleri bulunan ülkeleri vurmasına ne denebilir..

- On bin kilometre öteden gelip kendisine saldıran ABD'yi vuramayacağını göre, İsrail'e ve bu arada bölgedeki ABD üslerine yönelik misillemeleri, normal. Sıkıntılı olan üslere yönelik saldırıların zaman zaman ilgili ülkelerdeki sivil hedeflere de zarar verebilmesi. İran konu ile ilgili olarak bu ülkelerden özür diler mahiyette açıklamalar da yapıyor zaten... Selim:

- Sınırlarımız üzerinde NATO güçleri tarafından vurulan bir füze söz konusu oldu. Bu konunun aslı ne..

- İran'dan atıldığı düşünülen ve Irak ve Suriye'den sonra bizim hava sahamıza gireceği değerlendirilen bir füze Akdeniz'deki NATO güçleri tarafından imha edildi. Garip olan, vurulan füzenin parçasının Suriye'deki Kamışlı'ya, füzeyi imha eden mühimmatın parçasının da Hatay topraklarına düşmesi. Füzenin hedefinin Güney Kıbrıs olduğu düşünülüyor. Zaten uyarı açısından gerekenler yapıldı. Tabii NATO'nun Türkiye için ilk defa bir iş yapması da düşündürücü... Remzi:

- Bir de Nahçıvan'a yönelik İHA saldırısı meselesi var. Güya bize atıldığı söylenen füze gibi, bu da garip değil mi..

- Garip tabii ki. Ancak, bu konuda da çelişkili açıklamalar mevcut. İran, kabul etmiyor. Bir görüş ise Devlet Başkanının katledilmesi sebebiyle dağınıklık yaşanan İran'daki bazı güçlerin böylesi işlere kalkışmış olabileceği yönünde. Bu arada üslere yönelik İran saldırıları sebebiyle İsrail'in de fırsattan istifade zarar verip İran'a fatura edebilecek bazı atraksiyonlara kalkıştığını da unutmayalım. Suudi Arabistan ve Katar'da, İran'ı suçlu gösterecek şekilde bombalama eylemi için hazırlıklar yapan Mossad ajanları yakalandı, malum... Mehmet:

- Bu şaşırtmaz. Üslere yönelik saldırılar sırasında vurulan sivil hedeflerin en azından bazılarını İran'a fatura etmek için İsrail vurmuş olabilir...

- İsrail söz konusu olunca bu ihtimal her zaman vardır. Şu anda teknik bir beraberlik varmış gibi gözükse de ABD üsleri sebebiyle İran'ın hedefindeki ülkeler de İslam ülkesi ve İsrail'in bunlara zarar verebilmeyi isteyeceği de çok açık... İhsan: