Anlatılan bizim hikayemiz...

Selam vererek oturan Melih Bey'e çayını veren İhsan:
- Kuzey Kıbrıs'ta Girne açıklarında batan feribota üzülürken, hafta içi de Marmara Denizi'nde çarpışan iki gemiden birisi battı. Tesadüf diyeceğiz ama insanın kafası da karışmıyor değil... Melih Bey:

- Tesadüf olmasına tesadüf. Ancak, Girne'deki kazada 12'sinin naaşına ulaşılan toplam 30 vefat, Silivri açıklarında da 10 kayıp var. Feribotun batması ile ilgili olarak denize çıkmaya elverişli olmadığından başlayıp kaptanının ehliyetine kadar sorgulanan birçok konu mevcut. Gece saatlerinde yaşanan Marmara'daki kaza ile ilgili de başta kaptanlar olmak üzere görevlilerin gerek çarpışma ve gerek sonrası ile ilgili ciddi ihmalleri söz konusu... Mehmet:
- Netice olarak olan oldu. Yaşanan bu iki olay, bundan sonrası ile ilgili gereken tedbirlerin alınması için ders olur mu, mesele bu...

- Ders alınacağı kesin. Kıbrıs'ta batan feribotun tamir sonrası sefere başlatıldığı iddiaları araştırılıp, işlemlerin kurallara uygun olup olmadığı araştırılacaktır. Kaptanın Türkiye'den alamadığı için Honduras'tan aldığı söylenen ehliyetinin mevzuata uygun olup olmadığı da önemli... Selim:

- Benim aklım yolcuların feribotun su aldığını söylemelerine rağmen kaptanın geri dönmeyi kabul etmeyişine takıldı. Sonrasında geri dönmeye niyetlense de başaramadı ve battı. Yolcu ve mürettebat olarak toplamda 276 kişi varmış. Hamdolsun ki daha fazla can kaybı olmadı... - Konu ciddiyetle araştırılacak ve sanırım gerekenler de yapılacaktır. Bu tür olaylar üzücü. Ama ders alınmasına vesile olması teselli verici... Mustafa:

- Marmara'daki kaza çok daha vahim. Açık denizde çarpışan iki gemiden biri batarken, diğerinin bir şey olmamış gibi yoluna devam edip sonra durması, ilgililere geç haber verilmesi ve benzeri birçok konu var...

- Konu mevzuattaki eksikliklerden çok gemilerde kurallara ne kadar uyulup uyulmadığı ile alakalı. Çarpan geminin diğerinin battığını anladığı anda yapması gereken şeyler var ve bunların yapılmayışı, problem. Yetkililerin uyuyor olması, dümende tecrübesiz bir ismin olması, batan geminin ikazlarına rağmen zamanında manevra yapılmayışı gibi birçok sıkıntılı durum var... Remzi:

- Cenab-ı Hakk'tan ölenlere rahmet, aileleri ve yakınlarına sabırlar dilemekten başka yapabilecek bir şey yok. Ancak umulur ki bundan sonra benzerlerinin yaşanmaması için yetkililer tedbirlerini sıkılaştırır... - Feribotların sefere uygun olup olmadıkları, kaptanların ehliyetlerini nereden aldıkları ve benzeri son olaylardan alınacak dersler var. Gemi sahipleri ve işletmecilerinin alması gereken dersler de mevcut. Bakım ve onarım konusuna daha fazla önem vermek, başta kaptanlar olmak üzere mürettebatın yeterliliğine dikkat etmek, bazıları. Gelecekte benzer olaylarla karşılaşmayız inşallah... İhsan:

- Bu kadarı ile geçmiş olsun, diyelim ve başka konularda konuşalım. Melih Gökçek'in ifadeye çağrılması konusunda Melih Bey'in fikirlerini alarak başlayabiliriz...


Birileri 'masumiyet karinesi' diyordu, ama...

- Melih Gökçek, oğlu ve gelininin bazı Avrupa ülkelerinde yapmayı düşündüğü yatırımlarla ilgili kayıt dışı para aktarıldığı iddiaları sebebiyle ifade verdi. Rüşvet, irtikap, yolsuzluk sebebi ile tutuklu bulunan CHP'li eski başkanlara toz kondurmamaya çalışanların Melih Gökçek söz konusu olunca masumiyet karinesini filan unutmaları, dikkat çekici... Selim:

- Melih Gökçek'in ifade sonrasındaki açıklamaları, konuyu anlamaya yeterli. Ankara Belediye Başkanlığına seçildiği 1994'ten itibaren 500 soruşturma ve inceleme geçirdiğini, üstelik bunların tamamının SHP, DSP, ANAP dönemleri değil, 100 tanesinin Refah Partisi ve AK Parti döneminde yaşandığını ve herhangi bir şey çıkmadığını aktardı... Mustafa:

- İfade demişken, Ahmet Davutoğlu da ifadeye çağrılmış... - Evet, önümüzdeki pazartesi günü ifade vermeye gidecek, bilindiği kadarıyla. Sanırım 2021'de Bingöl'de yaptığı ve yeni ortaya çıkan bir konuşmadaki bazı sözleriyle alakalı... Selim:
- O konuşmayı dinledim ve laf aramızda konuştuklarını da pek yakıştıramadım... - Katılıyorum. Ancak insanların, özellikle de kızgın oldukları zaman söyleyebileceklerini tartabilmeleri zor. O konuşmadaki iddia ve yorumların son derece sübjektif olduğunu söyleyebiliriz. Her ne ise konu artık yargıda... Mehmet:

- Yargı demişken, Silivri'de sürmekte olan İmamoğlu Suç Örgütü duruşmalarında hava tamamen değişti galiba. Yakın zamana kadar afra tafrasından geçilmeyen İmamoğlu, itirafçıların söyledikleri karşısında dut yemiş bülbüle dönmüş gibi...

- Yüzleşme sırasında daha önce söylediklerinin arkasında duran itirafçılar, mahkemenin yeni bir aşaması. Söylenilenlerin tamamı, devletin ilgili birimleri tarafından araştırılıp doğrulandığı için İmamoğlu ve avukatlarının söyleyebilecekleri bir şey yok. Adamın biri, şu gün, şu saatte şurada, şu kişiyle görüştüm ve şunu verdim diyor, mesela. Bunun ardından daha önce bir türlü yapılmayan şu iş yapıldı, diye devam ediyor. Bütün kayıtlar da söylenenlerin doğruluğunu gösterdiği için verilebilecek cevap bulamıyor İmamoğlu ve avukatları... Selim:

- İtirafçıları etkileme gayretleri de işe yaramıyor yani..
- İtirafçıların çoğu, bütün bilgiler yargıda olduğu için İmamoğlu'nun dediğini yaparlarsa, daha fazla ceza alacaklarını biliyorlar. Yaptıkları, bilinenleri itiraf etmek ve bu arada bilinmeyen bazı konulara açıklık getirmekten ibaret. Bu, alacakları cezanın azalmasını sağlayacak... İhsan: