Anladık, yel değirmeni...

Yel değirmenlerinin su ile değil rüzgâr ile çalıştığını uzun uzun dinledikten sonra bile, 'anladık yel değirmeni, ama bunun suyu nereden geliyor' diye soranların çok olduğu bir ülkede yaşıyoruz.
Karayolları Genel Müdürlüğü kontrolündeki 15 Temmuz Şehitler ve Fatih Sultan Mehmet köprüleri ile bazı otoyolların işletme haklarının 30 yıllığına özelleştirilmesi tartışmaları, yel değirmeni meselindeki gibi.
Çalışmaların 'satışa' değil, mülkiyeti devlette kalarak işletme hakkının süreli devrine yönelik olduğunu vurgulayan Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, önceliğin gelir elde etmek değil, hizmet kalitesinin yükseltilmesi, bakım ve yatırımların hızlandırılması ile verimliliğin artırılması olduğunu belirtse de, 'istemezükçü' güruh 'köprüler ve otoyollar satılıyor!' diye feryadı basıyor.
Bahsi geçen yol ve köprülerin 2025 cirosu 600 milyon doları gelir olarak yorumlayan bu kesimin, 300 milyon dolarlık gideri görmezden gelmesi ve henüz niyet aşamasındaki projenin kamunun zararına olduğu iddia etmesi, komedi gibi.
Gerçekleşmesi 2031 sonunu bulabilecek proje kapsamında henüz devredilen bir köprü ve otoyol yok. Ciddi bir rekabet söz konusu olacağı için, belki hedeflenenden fazla gelir bile mümkün olabilir. Dolayısıyla herhangi bir zarardan bahsetmek anlamsız.
Yapılmasına karşı çıktıkları köprü ve otoyolların satılacağı iddiasında bulunanlar, 'üzüm yemeyi değil, bağcıyı dövmeyi' hedefliyorlar belli ki. Aklı başında, okumuş adamlar gibi gözüktükleri halde, yalan ve mübalağalar üzerinden siyaset yapmayı tercih etmeleri, işin üzücü kısmı.
Otoyol ve köprülerin işletme haklarının süreli devrini öngören proje, devletin iş yükünü azaltıp, işletme verimliliğini artırma yanında aralarında yeni yol ve köprülerin de olacağı yeni projeler için kaynak oluşturmayı da hedefliyor.
Otoyol ve köprülerden 30 yılda sağlanacak gelirleri beklemek yerine, buraların kiralanması ile elde edilecek imkanlarla yeni yatırımlar başlatmanın alternatifi borç almak, malum. İşletme haklarının geçici devrini satış olarak yorumlayan