Uzaylılar gelmeden birleşebilir miyiz

"İnsanlığa olan inancınızı kaybetmemelisiniz. İnsanlık bir okyanustur; okyanusun birkaç damlası kirli olsa bile, okyanus kirlenmez." -Mahatma Gandhi

3 Cisim Problemi (3 Body Problem) dizisini daha yeni izledim. Nedense genelde çok popular olan film ve dizileri sonraya bırakırım. Misal Lost'u yıllar sonra izlemiştim, keza Game of Thrones'u da öyle, sanıyorum içimdeki anti-konformist yapım yüzünden böyle oluyor. Her neyse, "spoiler" vermeden sadece konunun uzaylılara karşı insanlığın hayatta kalma mücadelesi olduğunu söyleyebilirim. Son bölümünü daha izlemedim, bitmesin diye yavaş yavaş ilerliyorum. Mevzu uzaylı istilası olunca hemen birbirine kenetlenen bir insanlık görüyoruz. John F. Kennedy'nin şu meşhur sözleri yine aklıma geldi: "hepimiz aynı havayı soluyoruz, hepimiz çocuklarımızın geleceğini önemsiyoruz, hepimiz insanız". Birlik olabilmemiz için ortak bir korku gerekli ne yazık ki. 3 Cisim Problemindeki gibi uzaylılar bizi tehdit

etmeden bir araya gelemez miyiz

BM Güvenlik Konseyi'nde Almanya yok

İnsanlığı birleştirmek, sorunları kavga ederek (savaşarak) değil de konuşarak çözmek için şu ana kadar yapılmış en büyük girişim Birleşmiş Milletlerdir. Tüm kusurlarına, eksiklerine rağmen insanların masa başında tartışmasına imkân sağlayan en büyük platformdur. Kusur demişken, Güvenlik Konseyi ile ilgili geçtiğimiz hafta gerçekleşen bir gelişmeden bahsedelim. Kısacası Almanya konseye seçilemedi. Şöyle ki konseyin 5 daimî, 10 da geçici üyesi bulunuyor. Bu 10 üye iki seneliğine BM Genel Kurulu tarafından seçiliyor. İkinci Dünya Savaşı'nda mağlup tarafta olduğundan ötürü Almanya daimî sandalyeye sahip değil ancak şu ana kadar altı kez geçici üyeliğe seçilmişti.

Bu sefer seçilememiş olması bir ilk, aynı zamanda şaşırtıcı. Almanya yerine Avrupa'dan Avusturya ve Portekiz konseye girdi. Almanya'nın İsrail'e karşı net bir tavır alamayışı ciddi bir sebep olarak gösteriliyor. Öte yandan Portekiz'in Afrika ve Güney Amerika ile yakın ilişkileri ve Avusturya'nın bir NATO ülkesi olmadığından ötürü Rusya'ya yakın ülkeler tarafından aldığı destek de etken sebepler arasındadır. Avrupa'nın en büyük ordusunu kurma hedefiyle kıtaya liderlik etme rolüne soyunmaya hazırlanan Almanya için bu bir şok etkisi yarattı. Tarihin doğru tarafında yer alabilmek, ahlaki üstünlük vasfını taşıyabilmek diplomaside önemlidir. Almanya artık 70 yıllık suçluluk duygusundan kurtularak İspanya gibi zulme karşı durmalıdır.

AB'nin Balkanlar açılımı

BM'den sonraki en ciddi birlik olan Avrupa Birliği büyümeye devam etmek istiyor. Geçtiğimiz hafta Karadağ'ın Tivat kentinde AB-Batı Balkan ülkeleri zirvesi gerçekleşti. AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Karadağ'ın 2028 sonuna kadar birliğe katılabileceğini öngördüğünü ifade etti. Buradaki kritik nokta artık Macaristan'da Orban'ın olmayışıdır. Rusya'nın canını sıkabilecek Balkan açılımının önündeki en büyük engel kalkmıştır. ABD'nin güvenlik şemsiyesinin su sızdırdığı, Rusya'nın askeri tehdidinin devam ettiği bu zamanlarda AB'nin safları sıklaştırması, yeni üyelerle daha çok güçlenerek kendi başının çaresine bakabilecek duruma gelmesi şarttır. Bu konjonktürde Türkiye'nin de elinde önemli kozlar bulunmaktadır. Kartların yeniden dağıtıldığı dünyada doğru şekilde konumlanmalıyız.