"Bazı insanlar gücün silah namlusundan çıktığına inanır. Öyle de olabilir. Ancak tarih, bunun hiçbir zaman iyi bir şekilde veya uzun süre devam etmediğini göstermektedir"
■ Kraliçe II. Elizabeth, 1991 ABD Kongresi konuşmasından
İngiltere Kralı III. Charles, en keskin monarşi karşıtlarını bile mest eden bir ABD ziyaretini geride bıraktı. 250 yıl önce temsiliyetiz vergi (no taxation without representation) düzenine karşı çıkarak İngiliz kralına başkaldıran Amerikan kurucu babaları, federal, demokratik bir cumhuriyetin ilk adımını atmışlardı. Aradan geçen iki buçuk asırlık süre sonucunda iki ülkenin devlet başkanlarını karşılaştırdığımızda içinde bulunduğumuz tablo bir hayli düşündürücüdür. Bir yanda mızmız bir çocuk gibi diplomatik dilden çok uzak bir üslupla devamlı birilerini tehdit eden bir başkan, diğer yanda asil duruşuyla ağzından çıkan her sözcüğün derin bir anlamı olan bir kral vardı.
Amerikalılar bağımsızlıklarını Kral III. George tahttayken ilan etmişlerdi. III. George'un akli melekelerini giderek kaybettiği biliniyordu ve bu durum monarşi karşıtlarının elinde bir koz olarak bulunuyordu. Geçtiğimiz hafta ise bu sefer Charles, Trump karşısında nezaketi, ince zekayı ve akılcılığı temsil ettti. Trump'ın histerik bir halde dünyayı kaosa sürüklemesini Trump'a övgüler düzerek sert bir şekilde eleştirdi. Ünlü The King's Speech filmiyle beraber, artık "kralın konuşması" dendiğinde tarihte Charles'ın ABD Kongresi'ne yaptığı konuşması da yer alacak.
Kongre'de tarihi konuşma
Charles'ın konuşmasının bence en çarpıcı kısmı bir kral olarak seçilmiş bir başkana yürütmenin gücü üzerindeki sınırları hatırlatmasıydı:
"ABD Yüksek Mahkemesi Tarih Derneği'nin hesaplamalarına göre, Magna Carta, 1789'dan bu yana en az 160 Yüksek Mahkeme davasında, özellikle de yürütme gücünün denge ve denetim mekanizmalarına tabi olduğu ilkesinin temeli olarak, referans gösterilmiştir."
Bu cümlesinden sonra Charles uzun süre ayakta alkışlandı. Yürütmenin keyfi ve sınırını aşan gücüne karşı isyanla temelleri kurulan bir ülke olan ABD'nin milletvekilleri, bu isyanın adresi olan İngiltere krallığının bugün başındaki kişinin liberal demokrasi savunusunu, içinde bulundukları vahim tabloda bir can suyu olarak gördüler. Ne kadar ironik değil mi
Trump'ın NATO ülkelerini ağır eleştirisine de değinmekten geri çekilmedi Charles, hatta belki de kraliyet geleneklerinin sınırlarını zorlayarak doğrudan Ukrayna'daki savaştan bahsetti:
"İki ulusumuzun yüzyıllar boyunca kurduğu ve Amerikan halkına derinden minnettar olduğumuz ittifak gerçekten eşsizdir... Sayın Meclis Başkanı, bu ortaklığın bugün her zamankinden daha önemli olduğuna inanıyorum... 11 Eylül saldırılarının hemen ardından, NATO'nun Beşinci Maddeyi ilk kez yürürlüğe koyduğu ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin terör karşısında birleştiği dönemde, halkımız bir asırdan fazla bir süredir omuz omuza, iki Dünya Savaşı, Soğuk Savaş, Afganistan ve ortak güvenliğimizi tanımlayan anlarda olduğu gibi, hep birlikte bu çağrıya cevap verdik... Bugün, Sayın Başkan, Ukrayna'nın ve en cesur halkının savunması için aynı sarsılmaz kararlılığa ihtiyaç duyulmaktadır."

2