Dünyasız Dünya Kupası

"Ahlak ve yükümlülükler hakkında kesin olarak bildiğim her şeyi futbola borçluyum"

-Albert Camus

Bu akşam 2026 Dünya Kupası final maçı var. Aylar hatta yıllar süren çetin tartışmaların, eleştirilerin, endişelerin ve bir yandan da övgülerin ardından dünyanın en büyük organizasyonlarından biri nihayet sona eriyor. ABD, Kanada ve Meksika'da düzenlenen turnuvada 103 maç geride kalırken hem sportif, hem siyasi hem de toplumsal etkileri büyük olan bir dünya kupası geçirdiğimizi söyleyebiliriz. Neler yaşandı, geleceğe nasıl iz bıraktı, gelin beraber gözden geçirelim.

Turnuva büyük skandallarla başladı. Afrika'nın en iyi hakemi olarak gösterilen Somali vatandaşı Omar Artan'ın ABD'ye girişine izin verilmedi; havalimanında saatlerce sorguya tutulan Artan, ülkesine geri gönderildiği için turnuvada görev alamadı. FIFA'nın bu duruma ses çıkarmaması büyük infiale neden oldu. Sadece bu konuda değil, genel olarak FIFA Başkanı Gianni Infantino'nun organizasyonun kontrolünü kaybettiği ve ABD Başkanı Trump'a teslim olduğu ileri sürüldü. ABD'li oyuncu Balogun'ın kırmızı kart cezasının Trump'ın telefonundan sonra ertelenmesi FIFA'nın tarafsızlığına büyük gölge düşürdü. Messi'li Arjantin'in FIFA tarafından kollandığı iddia edildi; özellikle Mısır maçında hakemlerin adil davranmadığı öne sürüldü.

Öte yandan Messi'nin ilerleyen yaşında (39) hala futbol resitali verebiliyor oluşu sportif açıdan tarihe geçti. Finale kadar gelen Arjantin, turnuvanın favorilerinden İspanya karşısında direnebilecek mi göreceğiz. Bizim açımızdan maalesef büyük bir hayal kırıklığı oldu; grup sonuncusu olarak daha son maçımıza çıkmadan elendik. Turnuvanın başından bu yana 14 teknik direktör ile yollar ayrıldı; başarısız olan takımlar faturayı teknik ekiplerine kestiler. Sportif açıdan bakacak olursak en büyük sürprizi Cabo Verde (Yeşil Burun Adaları) yaptı. İlginçtir, genel olarak Afrika'nın yükselişine tanıklık ettik. Kıta'dan katılan 10 takımın 9'u gruplardan çıkabildi. Brezilya bir kez daha erken elendi; Haaland'lı Norveç oynadığı futbolla göz doldurdu. 1966'dan beri kupayı eve götüremeyen İngiltere, 1 milyar avronun üzerindeki toplam kadro değeriyle bu sefer çok iddialıydı, ancak yine olmadı.

Su molası adı altında getirilen reklam araları çok eleştirildi; futbolun basketbol gibi 4 çeyreğe bölündüğü söylendi. Gerçekten de oyunun akışını bozan, izleyicinin de ilgisini dağıtan bu uygulama umarım ilk ve tek bu dünya kupasına özel olarak kalır. Bu turnuvada içinde çip bulunan futbol topları kullanıldı. Kullanıldı ancak işe yaramaktan çok, hakem kararları tartışmalarını körükledi. Bence bu teknoloji tam olarak hazır değildi, geliştirilmesi lazım. Ayrıca ilk defa bir dünya kupasında hakemlerin mikrofonla tüm stada kararlarını duyurduklarına şahit olduk. Sosyal medyada viral videolara konu olan bu uygulama bana gülünç geldi. Final maçında Super Bowl tarzı bir devre arası şovu olacağı ve aranın 15 dakikadan uzun süreceği söyleniyor. Futbol, Amerika'da her zaman diğer sporların gölgesinde kaldı; çünkü futbolun doğası Amerikan yaşam tarzına çok uymuyor. Amerika'yı futbola yakınlaştırmak yerine futbolu Amerikanlaştırmaya çalışmak hataydı, ters tepti.