"Biyoloji olanak tanır, kültür yasaklar"
-Yuval Noah Hariri
Trump'ın artık bıkkınlık veren tarife savaşları, Infantino'nun çöken futbolu satma planları, Avrupa'nın her geçen gün kendine yeni bir yol arayışları... Haftalardır bu üç konu etrafında dönüp dolaşıyoruz. Aslına bakarsanız tüm bu olanların kesiştiği çok temel bir nokta var: kural bazlı düzen.
Sosyal medyada biraz aktifseniz bolca 90'lı yıllar ve öncesine duyulan özlemi görebilirsiniz. Bunu sadece bir nostalji olarak yorumlamak çok doğru olmayacaktır. Elbette her nesil geride bıraktığı çocukluğuna tatlı bir yer ayırıyordur. Ancak, bugün insanlığın kolektif olarak eksikliğini çektiği olgu, eskiden alışık olduğu düzenin yokluğudur. Düzeni ayakta tutan iki ana kolon vardır: utanma duygusu, fiziksel güç (Misal: Kolluk kuvvetleri) Aslında sadece ilki de her açıdan gelişmiş bir toplumda tek başına yeterli olabilir. Marksist teori, tarihsel sürecin sonunda devletsiz bir ütopya öngörür. Eğer tüm insanlar Kant'ın kategorik buyruğuna göre davranabilse, caydırıcı bir başka güce gerek kalmaz. Ancak tabii daha o evrede değiliz; toplumsal düzeni korumak için icracı güçlere ihtiyacımız var.
Fakat dünya üzerinde sadece kaba kuvvet ile hizaya getirilebilecek bir toplum yoktur. Orwell'in 1984 romanındaki gibi gözetleyici bir sistem içinde bile bu mümkün değildir. Empati ve utanma duyguları olmadan bir düzen sürdürülemez. Son zamanlarda idealist bir dünyaya yakınlaşmak yerine tam tersine eskiden var olan fikri ve vicdani düzenden de uzaklaşıyoruz. Bir devlet başkanının telefonuyla bir oyuncunun kırmızı kartını iptal etmekten utanç duygusu duymayan birisi dünya futbolunu yönetiyor. O telefonu etmekten çekinmeyen devlet başkanı, devamlı başka ülkeleri tehdit etmekten geri durmuyor.
Daha somut devam edelim. Trump İran'a karşı askeri güçle bir zafer elde edemeyeceğini anladı ve "ekonomik D-Day" diye absürt bir adlandırmayla başka bir baskı unsuru deneyeceğini açıkladı. D-Day, İkinci Dünya Savaşı'nda Normandiya çıkartmasının başladığı günün kod adıdır. Avrupa'yı faşizmin çemberinden çıkarmak için Amerika'nın öncülüğünde gerçekleştirilen, özgürlük uğruna binlerce askerin canını feda ettiği tarihi bir gündür. D-Day'i İran savaşı gibi uluslararası hukuka aykırı bir güç gösterişiyle ilişkilendirmek, 6 Haziran 1944'de makineli tüfek ateşine rağmen Fransa kumsallarına ayak basan askerlerin hatırasına ayıp etmek olur.
Ama ayıp etmekten çekinme duygusunun yitirildiği bir düzendeyiz. Dünya Kupası esnasında tepki çeken pek çok olaya rağmen, üstüne kalkıp bir de FIFA'yı şirketleştirip hisselerini fona satalım önerisini getirebilmek için ayıp olur korkusu taşımamak gerekir. Infantino istifa etmeyi de düşünmüyor, koltukta kalabilmek için elinden geleni yapıyor. Son olarak UEFA, CONCACAF ile beraber genişletilmiş bir Uluslar Ligi ihtimalini tartışmaya açtı. Kuzey ve Orta Amerika ile Karayipler ülkelerinin de entegre edileceği 96 ülkeli yeni bir organizasyon tasarlanıyor. Kuşkusuz ki istifa etmemekte direnen Infantino'ya karşı bir hamledir bu. Üzücü olan dünyanın giderek daha birleştiği, futbolun da bu entegrasyona araç olduğu bir düzenden, ayrışmaya doğru giden bir düzene geçme ihtimalinin doğuyor olmasıdır.

17