Fransa'da neler oluyor

Fransa'da son günlerde yaşanan görüntülere baktığınızda ilk anda bir siyasi protesto izlediğinizi düşünebilirsiniz.

Barikatlar, kapatılan yollar, polis müdahaleleri, göz yaşartıcı gazlar, yanan çöp konteynerleri... Ama sokaktakilerin önemli bir bölümü lise öğrencileri. Ve başlangıçta söyledikleri aslında son derece basitti: Daha iyi şartlarda eğitim görmek istiyoruz. Fransa'da Eylül ayında Paris bölgesinde başlayan öğrenci hareketi kısa sürede ülke geneline yayıldı. 1 Ekim'de binden fazla lise protesto ve grevlerden etkilendi. Bu, ülkedeki liselerin yaklaşık dörtte biri demek. Öğrenciler okullarındaki öğretmen eksikliğinden, gelmeyen öğretmenlerin yerine yenilerinin atanmamasından, kalabalık sınıflardan, ağır ders programlarından ve bakımsız okul binalarından şikâyet ediyor. Üniversiteye geçiş sistemi Parcoursup'un yarattığı baskı da dile getirilen sorunlardan biri.(Le Monde.fr) Bugün gelinen noktada ise mesele artık yalnızca eğitim tartışması olmaktan çıkmış durumda.

Haberin Devamı


***
Fransa Eğitim Bakanı Edouard Geffray, güvenlik koşulları nedeniyle pazartesi günü 400 ila 500 lisede eğitimin tamamen ya da kısmen durdurulacağını açıkladı. Bakanlığın verdiği bilgilere göre protestolar sırasında 24 okul yakıldı veya tahrip edildi. Binlerce kişi gözaltına alındı ve gözaltına alınanların büyük çoğunluğunun reşit olmadığı bildiriliyor. Salı günü ise yeni bir büyük gösteri planlanıyor. (Al Jazeera)... Elbette şiddetin hiçbir gerekçesi olamaz. Bir eğitim talebinin okul yakmaya, öğretmene saldırmaya ya da kamu malına zarar vermeye dönüşmesini savunmak mümkün değil. Ancak bütün bu görüntülerin arasında başka bir soruyu kaybetmemek gerekiyor: Fransa'nın çocukları neden bu kadar öfkeli

'BİZİ DUYUN' DİYEN BİR NESİL

Öğrencilerin anlattıklarını okuduğunuzda taleplerin aslında dünyanın pek çok ülkesindeki gençlere yabancı olmadığını görüyorsunuz. Öğretmen istiyorlar, daha az kalabalık sınıflarda okumak istiyorlar, düzgün okul binaları istiyorlar. Gelecekleriyle ilgili kararların alınırken kendilerinin de dinlenmesini istiyorlar. Ve belki hepsinden önemlisi, "Bizi görün, bizi duyun" diyorlar. Bence Fransa'da yaşananları yalnızca bir asayiş meselesi olarak okumak büyük hata olur. Çünkü bugün dünyanın birçok ülkesinde gençlerle eğitim sistemleri arasında giderek büyüyen bir mesafe var. Biz yetişkinler çocukların geleceğini planlıyoruz. Hangi dersleri almaları gerektiğini söylüyoruz. Sınav sistemlerini oluşturuyoruz. Üniversiteye nasıl gireceklerini belirliyoruz. Başarı kriterlerini tanımlıyoruz. Sonra da onlara "başarılı olun" diyoruz. Fakat bütün bunları yaparken çok temel bir soruyu bazen unutuyoruz: Onlar nasıl bir eğitim istiyor Yıllardır öğrencilerle çalışıyorum. Gençlerin düşündüğümüzden çok daha fazla gelecek kaygısı taşıdığını görüyorum. Üniversiteye girebilecek miyim Doğru bölümü mü seçiyorum Mezun olduğumda iş bulabilecek miyim Yapay zekâ okuyacağım mesleği ortadan kaldıracak mı Ailemin benim için yaptığı yatırımın karşılığını verebilecek miyim Başarısız olursam ne olacak Bunlar 16-17 yaşındaki çocukların kafasındaki sorular. Biz ise bazen onların kaygılarını "gençlik işte" diyerek küçümsüyoruz. Oysa belki de onları biraz daha fazla dinlememiz gerekiyor.

Haberin Devamı

BİR EĞİTİM SİSTEMİNİN EN BÜYÜK SINAVI

Fransa'daki olayların beni düşündüren tarafı tam olarak bu. Bir eğitim sisteminin başarısını yalnızca sınav sonuçlarıyla, dünya sıralamalarındaki üniversiteleriyle ya da mezunlarının başarılarıyla ölçemeyiz. O sistemin içinde bulunan çocukların kendilerini nasıl hissettiklerine de bakmalıyız. Okula giderken umutlu mu Kendisini güvende hissediyor mu Öğretmenine ulaşabiliyor mu Geleceğine inanıyor mu Ve en önemlisi, kendisini o sistemin bir parçası olarak görüyor mu Çünkü eğitim yalnızca matematik, fizik, tarih öğretmek değildir. Eğitim aynı zamanda bir gence "Sen önemlisin ve geleceğin bizim için değerli" diyebilmektir.