Çocuk yetiştirirken en çok ne yapıyoruz biliyor musunuz konuşuyoruz!
"Kitap oku."
"Telefonu bırak."
"Derslerine çalış."
"İnsanlara saygılı ol."
"Yalan söyleme."
"Paranın kıymetini bil."
"Çok çalış."
"Kendine güven."
"Kimseyi küçümseme."
Liste uzayıp gidiyor. Biz yetişkinler, çocuklarımızın doğruyu öğrenmesinin yolunun onlara doğruyu anlatmaktan geçtiğini düşünüyoruz. Oysa yıllardır eğitim dünyasının içinde çocukları ve gençleri gözlemleyen biri olarak şunu çok net görüyorum: Çocuklar bizim onlara söylediklerimizden çok, bizim nasıl yaşadığımıza bakıyorlar. Çünkü çocuklar söylediklerinizi değil, yaptıklarınızı duyar. Bir anne düşünün. Çocuğuna sürekli "Telefonu bırak, hayat ekrandan ibaret değil" diyor ama yemek masasında kendi telefonu elinden düşmüyor. Mesaj geliyor, cevaplıyor, sosyal medyaya bakıyor, birisi arıyor, masadan kalkıyor. Çocuk burada hangi cümleyi öğreniyor "Telefonu bırak" cümlesini mi Hayır! "Telefon hayatın her anında elimizde olabilir" cümlesini. Bir baba çocuğuna "Kitap oku, kendini geliştir" diyor. Evde yıllardır eline bir kitap almıyor. Akşamları televizyon açık, telefon açık, bilgisayar açık ama kitap hiç açılmıyor. O evde çocuğun kitap okumayı sevmesini bekliyoruz. Çocuklara çalışkan olmalarını söylüyoruz ama kendi işlerimizi sürekli erteliyoruz. Saygılı olmalarını söylüyoruz ama trafikte önümüzdeki sürücüye hakaret ediyoruz. İnsanları dış görünüşlerine göre değerlendirmemelerini söylüyoruz ama sofrada başkalarının kilosunu, kıyafetini, evini, arabasını konuşuyoruz. Sonra da şaşırıyoruz: "Bu çocuk bunu nereden öğrendi" Çoğu zaman cevap çok yakınımızda. Bizden!
***
Çocukların en güçlü öğretmeni evin içindeki hayattır. Bir çocuğun ilk okulu evidir. İlk öğretmenleri de anne ve babasıdır. Ama bu okulda kara tahta yoktur, ders programı yoktur, sınav yoktur. Dersler hayatın içinde verilir. Çocuğunuz sizi garsona nasıl davranırken görüyor Evde çalışan birine nasıl hitap ettiğinizi duyuyor Anne ve babasının birbirine nasıl konuştuğunu izliyor Bir hata yaptığınızda özür dileyebiliyor musunuz Başarısız olduğunuzda ne yapıyorsunuz Başkasının başarısını kıskanıyor musunuz, alkışlıyor musunuz Para sizin evinizde bir güç gösterisi mi, bir araç mı İşte çocuk bütün bunları kaydediyor. Üstelik biz farkında bile değilken. Bir çocuğa yüz kere "Herkese eşit davranmalısın" diyebilirsiniz. Ama bir restoranda garsona küçümseyerek konuştuğunuzu bir kez görmesi bazen o yüz cümleden daha güçlüdür. Çünkü davranış, çocuğun zihninde kelimeden daha yüksek sesle konuşur.
***
"Yalan söyleme" diyoruz ama... Belki de yetişkinlerin çocuklara verdiği en çelişkili mesajlardan biri dürüstlük konusunda. Çocuğumuza "Asla yalan söyleme" diyoruz. Sonra telefon çalıyor. "Evde yok de." Bir davete gitmek istemiyoruz: "Hasta olduğumuzu söyle." Birine verdiğimiz sözü tutamıyoruz, hemen bir mazeret üretiyoruz. Çocuk bütün bunları görüyor. Sonra bir gün okulda yaptığı bir şeyi sakladığında kızıyoruz: "Bana neden doğruyu söylemedin" Çünkü çocukların ahlak anlayışı bizim nasihatlerimizden değil, günlük hayattaki küçük tercihlerimizden oluşuyor. Başarı konusunda da aynı hatayı yapıyoruz. Bugün çocuklara çok erken yaşlardan itibaren başarıyı anlatıyoruz. İyi okul, iyi üniversite, iyi meslek, iyi maaş. Ama bazen başarıyı anlatırken çocuğa farkında olmadan başka bir şey öğretiyoruz: Değerinin sonuçlara bağlı olduğunu. Sınavdan 95 aldığında yüzümüz gülüyor, 70 aldığında yüzümüz düşüyorsa; arkadaşının başarısını hemen kendi çocuğumuzla karşılaştırıyorsak; sürekli "Falancanın çocuğu şurayı kazandı" diyorsak, sonra çocuğumuza "Kendini başkalarıyla kıyaslama" dememizin pek anlamı kalmıyor. Çünkü çocuk bizim sözümüzü değil, tepkimizi okuyor.
***
Belki de çocuklarımızın başarılı olmasını istiyorsak önce onlara başarıdan daha önemli bir şeyi göstermeliyiz: Emek vermeyi. Bir şey istediğimizde çalışmayı, düştüğümüzde yeniden kalkmayı, hata yaptığımızda sorumluluk almayı. Çocuğun bunları görmesi, dinleyebileceği yüz motivasyon konuşmasından daha değerlidir. Saygı evde başlar. Çocuklarımızın bize saygılı olmasını istiyoruz. Peki biz onlara saygılı mıyız Odalarına kapıyı çalarak giriyor muyuz Arkadaşlarının yanında onları küçük düşürüyor muyuz Bir şey anlatırken gerçekten dinliyor muyuz "Sen çocuksun, anlamazsın" diyerek fikirlerini değersizleştiriyor muyuz Çocuklardan beklediğimiz saygıyı önce onlara göstermemiz gerekiyor. Çünkü saygı yaşla kazanılan bir ayrıcalık değil, insan olmanın gereğidir. Ve çocuk saygıyı, kendisine saygı gösterildiğinde öğrenir.
Çocuklarımız bizim aynalarımız. Bazen çocuklarımızda gördüğümüz ve değiştirmek istediğimiz davranışların bir kısmı aslında bize ait. Çocuğumuz çok öfkeli olabilir. Belki evde öfke çok yüksek sesle yaşanıyordur. Çocuğumuz sürekli başkalarıyla kendini kıyaslıyor olabilir. Belki biz sürekli başkalarının hayatlarını konuşuyoruzdur. Çocuğumuz hata yapmaktan korkuyor olabilir. Belki hata yaptığında verdiğimiz tepki ona hatanın kabul edilemez olduğunu öğretmiştir. Bu yüzden çocuk yetiştirmenin belki de en zor tarafı çocuğu eğitmek değil, kendimize bakabilmektir. Çocuğunuzda değiştirmek istediğiniz bir davranış gördüğünüzde bazen ona değil, önce kendinize şu soruyu sormak gerekir: "Acaba bunu benden mi görüyor" Bu soru kolay değildir ama çok değerlidir. Mükemmel anne baba olmak gerekmiyor. Bütün bunlar çocuklarımızın yanında hiç hata yapmayacağız anlamına gelmiyor. Zaten böyle bir şey mümkün değil. Çocukların mükemmel anne babalara ihtiyacı olduğunu da düşünmüyorum. Tam tersine, hata yaptığında "Ben yanlış yaptım" diyebilen bir anne ya da baba, çocuğuna çok kıymetli bir şey öğretir. Özür dilemeyi! Fikrini değiştirebilen bir yetişkin esnekliği öğretir. Başarısız olup yeniden deneyen bir ebeveyn dayanıklılığı öğretir. Yorulduğunu söyleyebilen biri sınır koymayı öğretir. "Bilmiyorum" diyebilen biri öğrenmenin utanılacak bir şey olmadığını öğretir. Bunların hiçbirini uzun uzun anlatmaya gerek yoktur. Çocuk görür ve öğrenir.

19