Bir Hünkâr Güvercini: Manisa

Makama Yakışmak

O'nu Manisa'da tanıdım. Belirli bir süre akademisyen olarak çalıştığım Manisa Celal Bayar Üniversitesi'nin genel sekreteriydi. Çocukluğu ve gençlik yılları Fatih, Çengelköy ve Üsküdar'da geçmiş bir insan olarak ve eski İstanbulluları tarif ederken kullanılan "İstanbul beyefendisi" ifadesinin ve ruhuma sinmiş olan ve elimden geldiği kadar gündelik hayatta uygulamaya çalıştığım "âdâb-ı muâşeret" kelimesinin binbir çeşit manasının bir insandaki tezahürünü uzun bir zaman sonra tüm zarafetiyle O'nda görmüştüm. Makamının hakkını veren bir yöneticiydi aynı zamanda. Bu, hoş bir duyguydu ve bu duygunun karşılığı şuydu: Güven ve huzur.

Her şehrin kendine has bir psikolojisi, "hâlet-i rûhiyesi" vardır. Toprağı, havası, suyu ve içinde yaşayan bitkileri, hayvanları ve tabi ki insanıyla ortak bir paydada tüm bunlar bir enerji üretirler ve bu enerji de o şehrin sosyolojik ortak kimliğini oluşturur.

Bir Hünkâr Güvercini: Manisa

Manisa, tarihimiz açısından çok mühim bir şehrimiz. Ve bu şehri beş vakitte bir camide olacak şekilde planlayarak, taşınabilir ve taşınmaz kültürel dokusunu, kendi iç özgünlüğüyle anlatan sıcak ve samimi bir çalışma var elimizde. Adı da çok hoş: "Bir Hünkâr Güvercini: Manisa".

Bir Hünkâr Güvercini adı nereden geliyor

"Zamanında Fatih Sultan Mehmet'in güvercini olarak bilinen "Hünkârî" Osmanlı kuşçuları tarafından Manisa şehzade sarayı için özel olarak üretilmiş, Manisa'dan da diğer şehirlere ve dünyaya yayılmıştır. Dünyada kökeni bilinen en iyi ırktır."

Kitabın yazarı Ali Emirosmanoğlu tüm tevazuuyla bu konuda şöyle diyor:

"Manisa bir şehzade sancağıdır ve buraya gelen her şehzadenin gönlünde "hünkâr" olmak yatar. Saltanat rüyaları görülür bu şehirde. Planlar hünkâr olmak üzerindedir. Talih simgesi güvercin uçup gider birinin başına konar. Çünkü ülkede sadece bir hünkâr olur. Şehzadeler hünkâr olma sevdasında ve hünkâr güvercininin kendi başına konması duasındadır. Kader ağlarını farklı örmezse Manisa'ya gelen şehzade hünkâr olmak için hep bir adım öndedir. Bu sebeple Manisa, bir hünkâr güvercinidir. Kitabın ismi de buradan ödünçlemedir."

Fotoğraf: Ali Emirosmanoğlu

Beş Vakitte Beş Cami ve Beş Farklı Dönemde Manisa

Alışkın olduğumuz bir tanıtım kitabından daha farklı bir formatta ele alınmış bir çalışma bu. Kitabın kurgusal temeli beş vakte ve beş camiye oturtulmuş: Ulu Camii, Hatuniye Camii, Sultan Camii, Muradiye Camii ve Şekerci Hüseyin Dede Camii. Kitabı buna göre okurken, mekanlarla birlikte şehre ruhunu vermiş, izini bırakmış şahsiyetleri de öğrenmiş oluyoruz.

Ulu Camii'nde sabah ezanı ile Saruhanoğulları Beyliği dönemi.

Ulu Camii'nde saba makamında okunan sabah ezanını dinlerken, Manisa'yı miladi 1313 yılının ekim ayının 26'sında bir cuma günü ezanla tanıştıran Saruhan Bey akla geliyor. Spil Dağı'nın eteklerine kurulmuş olan Manisa'daki bu ilahi davetle Manisa'ya sevgiyi, şefkati, merhameti, hakkı, hukuku ve adaleti getiren bu ünlü Türk beyinin ruhuna da hayır dualar edilmiş olunuyor.

Hatuniye Camii'nde öğle ezanı ile Osmanlı dönemi Manisa'sı.

"Güneş Manisa semalarının en yüksek noktasından Hatuniye Camii'nin kubbe ve minaresine gamzeli bakışlar düşürdü."

II. Murad'ın ve oğlu II. Mehmet'in (Fatih Sultan Mehmet) Manisa'daki yaşamlarının anlatıldığı bu bölümde Saray-ı Âmire'den de bahsediliyor.

"Hatuniye Camii'ni Kurşunlu ve Yeni Han'la birlikte guguk kuşlarını, serçelerini, köpeklerini, kedilerini, divanelerini, meczuplarını, cemaatini, esnafını, yolcularını görünce şehrin kalbinin attığı yerlerden biri de burası diyorsunuz."

Sultan Camii'nde ikindi ezanı ile birlikte Kanuni Sultan Süleyman'dan Şehzade III. Murad dönemine kadar olan Manisa'daki olaylar ve kişiler.

"Şehzade Süleyman Manisa'ya geldiğinde ciddi asayiş problemleri vardı. Asayiş meselelerini halledip babasının gönderdiği ve Hanefi fıkhına göre düzenlenen ceza hukukuna ait maddelerden meydana gelen siyasetnamelerle şehri yönetti."