Neredeyse dünya genelinde kutlanan özel bir gün Anneler Günü... Bugün aslında yalnızca biyolojik olarak çocuk dünyaya getiren kadınların günü değil, bir çocuğun hayatında bakımveren olarak yer alan, sevgiyi, şefkati, emeği ve sorumluluğu yüreğinde taşıyan tüm kadınların günü... Çünkü anne olmak, biyolojik bir sürecin çok ötesinde, derin bir adanmışlık hâlidir.
Anne aynı anda aşçı, toplayıcı, düzenleyici, programlayıcı, sakinleştirici, neşelendirici ve birleştirici olabilendir. Bazen bir öğretmen bazen bir oyun arkadaşı bazen de çocuğun en güvenli limanı... Saymakla bitmeyecek kadar çok rolü içinde barındıran kocaman bir kavramdır anne.
Bir çocuğun yetişkinlik hayatında nasıl bir insan olacağını belirleyen en önemli yapı taşlarından biri bakımvereniyle kurduğu ilişkidir. Özgüvenin temeli, duygu düzenleme becerilerinin gelişimi, sevgi dili, aidiyet hissi ve hatta kişinin ileride kuracağı ilişkilerin biçimi çoğu zaman çocuklukta aldığı duygusal temasla şekillenir. Çocuk, önce annesinin gözlerinde görür kendini. "Değerli miyim", "Yeterli miyim", "Sevilmeye layık mıyım" sorularının ilk cevabı orada yazılıdır.
Bugün modern hayatın hızında annelik de değişiyor. Artan sorumluluklar, ekonomik kaygılar, dijitalleşme, yalnızlaşma ve sosyal medyanın dayattığı "mükemmel anne" algısı birçok kadının omuzlarında görünmeyen bir yük oluşturuyor. Oysa çocukların kusursuz ebeveynlere değil; güven veren, duygusunu hissettiren, yanında duran ve bağ kurabilen ebeveynlere ihtiyacı var. Çünkü bir çocuğun ruhsal gelişiminde en iyileştirici unsur, mükemmellik değil, güvenli bağdır.
Tam da bu noktada aile kavramını yeniden konuşmaya, güçlendirmeye ve korumaya ihtiyaç duyuyoruz.
Bu anlamda toplumda aile yapısını güçlendirmeye yönelik çalışmaların artması oldukça kıymetli. Özellikle Metin Külünk'ün başkanlığını yürüttüğü Külünkoğlu Derneği tarafındanorganize edilen "Aile Çalıştayları" aile içi iletişimden çocuk ve ergen psikolojisine, dijitalleşmenin aile üzerindeki etkilerinden değer aktarımına, davranış problemlerinden bağımlılık sorununa kadar birçok önemli başlığı gündeme taşıyan oturumlarla oldukça dikkat çekici bir örnek oluşturuyor. Aileyi yalnızca sosyolojik bir kurum olarak değil; psikolojik, kültürel ve toplumsal yönleriyle ele alan bu tür çalışmalar, geleceğimiz adına umut verici adımlar arasında yer alıyor.

3