Çeşme'deki yangınlar hepimizin yüreğini ağzına getirdi. Özellikle son 5 senedir, yaz aylarında yangın felaketiyle yüzleşiyoruz. Ağaçlarımız yanıyor, doğal yaşamdaki tüm canlılar yaşanan felaketten etkileniyor. Söndürme mücadelesi, vatandaşların katılımıyla canla başla sürdürülüyor. Ancak ne yangınların sebeplerini tam anlayabiliyoruz ne de sorumlularını.
İklim değişikliği sebepse, iklim değişikliğiyle mücadele etmeyenleri, kolay yanan otları kesmeye dair bir yükümlülük getirmeyenleri, gerekli altyapı iyileştirmelerini yapmayanları ya da dışardan ihmali hareket sebepse, bu ihmali yapanı, ihmale kapı açan güvenlik önlemlerini almayanları, denetimleri yapmayanları göremiyoruz hesap verirken.
Elektrik direği deniyor, elektrik firması inkar ediyor. Tıpkı ilk davası dün görülen Kartalkaya otel yangınındaki gibi, suç ondan ona atılıyor, neticede olan yanana oluyor. İnsanımıza, ağacımıza, hayvanımıza
Önlem yok, sorumlu yok, hesap veren yok.
İklim Kanunu
Yangınların ardında, birey, örgüt veya herhangi kasıtlı ya da taksirli bir eylem olmadığını varsayalım. İklim değişikliği tek sebep olsa bile, bu değişikliğe karşı önlem almama şeklindeki ihmal ve kötü politikaların yangınların büyümesinin nedeni olduğunu görmek gerekir.
Bu açıdan 3 Temmuz'da yasalaşan İklim Kanununa bakalım Yasa, iklim değişikliğiyle mücadelede yasal bir çerçeve sunmayı amaçlasa da çevresel hedeflerden ziyade ekonomik çıkarları önceliklendiriyor ve yeterli şeffaflık ile katılımcılıktan da yoksun.
Yasadaki, ormanlar, meralar ve sulak alanların karbon kredisi üretiminde kullanılmasını öngören yaklaşım, doğanın korunmasından ziyade karbon ticaretine dayalı bir modelin benimsenmesidir. Uzmanlar, bu durumun doğayı bir piyasa unsuru haline getirme riski taşıdığını ve yerel halkların yaşam biçimlerini tehdit edebileceğini belirtiyor.
Yasada, fosil yakıtlardan çıkışa dair net bir politika ve yol haritasının bulunmaması, iklim değişikliğiyle mücadelede ciddi bir eksiklik olmakla birlikte Türkiye'nin 2015 Paris Anlaşması'na uyum sağlama hedefleriyle de çelişiyor.
Ayrıca, yasa hazırlanırken sivil toplum kuruluşları, bilim insanları ve yerel halkların sürece dahil edilmemesi önemli bir eksikliktir.
Yasa çerçevesinde tüm uygulamaları izleyecek bağımsız bir denetim kuruluşunun bulunmaması, sürecin şeffaflığına ilişkin soru işaretlerini artırmaktadır. Bu durum, iklim politikasının etkisiz kalmasına ve sorumlulukların net şekilde belirlenememesine neden olabilecektir.

8