Tartışma mutlak butlanın ötesinde

Türkiye son haftalarda yalnızca bir siyasi kriz yaşamadı; aynı zamanda uzun yıllardır hukuk fakültelerinde anlatılan ama gündelik siyasetin diline hiç bu kadar taşınmamış bir kavramla da tanıştı.

Normalde medeni hukukta, ticaret hukukunda ya da dernek-vakıf yapılarında konuşulan bu kavram, bugün milyonlarca insanın televizyon ekranlarında tartıştığı bir siyasi başlığa dönüştü.

Mutlak Butlandan Fazlası

Ancak bugün tartışılan mesele aslında mutlak butlanın kendisinden çok daha büyük.

Türkiye'de siyaset, tarih boyunca seçim üzerinden şekillendi. Katılım oranlarının yüzde 80'leri, 90'ları bulduğu bir ülkeden bahsediyoruz. İnsanlar yalnızca oy vermedi; aynı zamanda seçim sonuçlarını devlet düzeninin temel meşruiyet zemini olarak gördü. Bu nedenle Türkiye'de iktidarlar da her zaman "seçilmiş olma" vurgusunu özellikle yaptı.

Tam da bu yüzden, bugün yaşanan tartışmalar toplumda daha büyük bir huzursuzluk yaratıyor.

Bir siyasi partinin iç meselesi gibi görünen süreç, aslında toplumun seçim algısını etkileyen daha geniş bir alana taşındı. İnsanlar ilk kez yüksek sesle şu soruyu sormaya başladı: "Seçim sonuçları ne kadar belirleyici"

Bu sorunun sorulması bile önemli. ünkü demokratik sistemler yalnızca seçim yaparak değil, seçimlerin anlamına dair toplumsal güveni koruyarak da ayakta kalır.

KONDA'nın araştırması da bunu gösteriyor: CHP seçmeni dahil toplumun büyük çoğunluğu, yaşanan süreçten sonra partinin hızla yeniden kurultaya gitmesi gerektiğini düşünüyor. Kılıçdaroğlu'nun genel başkan olarak kalması gerektiğini düşünenlerin oranı ise oldukça sınırlı kalıyor. Bu, konumun yalnızca bir liderlik tartışması olmadığını gösteriyor.

Toplum siyasette meşruiyet arıyor.

ünkü mesele artık yalnızca "kim genel başkan olacak" meselesi değil. Mesele, siyasal meşruiyetin kaynağının ne olduğu meselesi.

Rakipsizlik tartışması

Bugün kamuoyunda oluşan algının önemli kısmı da tam burada düğümleniyor. Kılıçdaroğlu'nun süreç boyunca iktidarı doğrudan hedef alan sert bir siyasi dil kurmaması, "mutlak butlan" kararının doğurduğu sonuçlara itirazsız şekilde yaklaşması ve parti içindeki sert ayrışmanın derinleşmesine engel olamaması... Bir muhalefet partisinin, kendi seçmeninin önemli bölümünde dahi "iktidardan bağımsız hareket etmiyor" şüphesi uyandırması, yalnızca o parti açısından değil, demokrasi açısından da ciddi bir kırılmadır.