Pazar günkü yazımda, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Trump arasındaki görüşmeye dair kendisine sorulmayan soruları eleştirmiştim. Bu tartışmalar, neden bazı can alıcı soruların Erdoğan'a sorulmadığını ve basın ile iktidar arasındaki gerilimin boyutlarını göstermesi açısından önemli bir çerçeve sunuyor. Basın özgürlüğü tartışmaları, yalnızca gazetecilerin bağımsızlığı veya hükümetin şeffaflığı ile ilgili de değil; aynı zamanda siyasi iktidarın öngörülebilirliği ve hesap verebilirliği açısından kritik bir gösterge.
Soruların ortaya çıkışı ve medyanın rolü
Faruk Bildirici, Erdoğan'ın uçağında gazetecilere soruların önceden verildiğini öne sürdü. Bu iddia, medyada hızlıca tartışma konusu oldu. Ahmet Hakan, Bildirici'nin iddialarını yalanlarken; Cem Küçük, iddiaları doğruladı ve "aykırı sorular varsa çıkarılıyor" açıklamasını yaptı. Cem Küçük'ün medyanın çoğunun iktidara yakın olduğuna dair tespiti, Türkiye'de basın özgürlüğü tartışmalarında yalnızca soruların verilme biçiminin değil, medyanın genel bağımsızlık düzeyinin de önemli bir gösterge olduğunu ortaya koydu.
Medyada konuşulanlar ise, yalnızca uçaktaki gazetecilerin soru sorumamasıyla sınırlı değil. Erdoğan'ın Trump'ın oğlu ile gerçekleştirdiği görüşmenin kamuoyuna yansıması ve soru krizinin dışarıya sızması, iktidar çevresinde yaşanan gerilimlerin ve parti içi farklılıkların medyaya nasıl yansıdığını gösteriyor. Bildirici'ye soruların verilmesi ve iktidara yakın gazetecilerin bu konuyu eleştirmesi, Erdoğan dönemi sonrasına hazırlık açısından dikkat çekici bir veri sağlıyor.
Hesap verilebilirlik ve değişim ihtimali
Basın özgürlüğü ve bilgi sızdırma olguları, yalnızca tekil krizler olarak kalmayıp, bir iktidarın hesap verebilirlik kapasitesini ve iktidarın değişebilirliği sayesinde oluşan muhtemel yönetim değişikliklerinde ortaya çıkacak hesap verebilirlik mekanizmalarını ölçen birer gösterge hâline geliyor.

21