Bir dönem büyük ilgiyle izlenen Amerikan dizisi Suits, hukuk diploması olmamasına rağmen fotoğrafik hafızası ve zekâsıyla Harvard mezunuymuş gibi davranarak New York'un en prestijli hukuk firmasında avukatlık yapan bir gencin hikâyesini anlatıyordu. Hukuk sınavlarına başkalarının yerine girerek geçimini sağlayan bu karakterin, gerçek bir mesleki geçmişi olmadan sistemin içine sızması, kurgusal olsa da birçok kişi için hem ilgi çekici hem de düşündürücüydü.
Ancak bu kurgu, Türkiye'de ürkütücü bir şekilde gerçeğe dönüştü.
Son günlerde kamuoyuna yansıyan bilgiler, yüzlerce - belki de binlerce - kişinin sahte belgelerle diploma sahibi olduğunu, kamu kurumları ve üniversitelerin dijital altyapılarına sızan bir şebekenin e-imzalar ürettiğini ve bu yolla meslek edinmesinin sağlandığını ortaya koydu. Bazı kişilerin, başkalarının yerine yabancı dil sınavlarına girerek akademik başarı puanları elde ettikleri de öne sürülüyor.
Bu sadece teknik bir güvenlik zafiyeti değil. Aynı zamanda etik, toplumsal ve kurumsal çöküşün işaret fişeği.
Devlete ve kurumlara güvenin zedelenmesi
Henüz liselere giriş sınavındaki soru sızdırma iddialarının tozu dumanı dağılmamışken, sahte diplomalarla edinilen kariyerlerin konuşulmaya başlanması, Türkiye'de kurumsal yapıya ve devlet mekanizmalarına olan güvenin ne denli sarsıldığını bir kez daha gözler önüne seriyor.
E-devlet sisteminin güvenliğiyle ilgili daha önce de gündeme gelen şüpheler, bugün yerini daha ciddi kaygılara bıraktı. Bir kez dijital altyapıya sızılabildiyse, başka hangi sistemlere daha erişildiği sorusu artık sadece bir komplo teorisi değil, makul bir endişe.
Sistemlerin dijital olarak manipüle edilebildiği, denetim mekanizmalarının işlemediği, liyakat yerine sahtecilikle kazanım sağlanabildiği bir düzen içerisinde "devlete güven" kavramı ne anlam taşıyabilir
Akademiye Güven(sizlik): Diploma mı, yetkinlik mi
Bir başka önemli soru ise şu: Sahte bir diplomayla işe girmek neden bu kadar kolay

5