Şeffaflık çağrısı: Duruşmalar canlı yayınlansın mı

CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında açılan yolsuzluk davasının duruşmasının canlı yayınlanması çağrısını, sürpriz bir şekilde MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli destekledi; Cumhurbaşkanı Erdoğan ise, Bahçeli'nin açıklamalarına "bana göre gayet güzel bir takdirdir" sözleriyle destek sinyali verdi.

Muhalefetin şeffaflık talebi ile iktidar cephesinden gelen bu destek, Türkiye'de adaletin işleyişine dair kamuoyunda ciddi bir beklenti yaratmış durumda. Peki, duruşmaların canlı yayınlanması hukuk sistemleri açısından ne anlama geliyor

Duruşmalarda dünyadan örnekler

Anglo-Sakson hukuk sistemlerinde —özellikle ABD ve Birleşik Krallık'ta— duruşmaların kamuya açık olması demokratik işleyişin temel unsurlarından biridir. ABD Yüksek Mahkemesi bazı kritik duruşmaları canlı yayınlamasa da, ses kayıtlarını paylaşır; bazı eyaletlerde ise kamera kaydıyla halkın erişimine açılır. Örneğin O.J. Simpson davası, Johnny Depp davası ya da Trump'ın son davaları geniş medya ilgisiyle kamuoyuna canlı aktarılmıştır.

Almanya gibi Kıta Avrupası hukuk sistemlerinde ise, duruşmalar genellikle kamusal olsa da, canlı yayın nadirdir. Burada yargılamanın sakinliği, tanıkların güvenliği ve mahkemeye müdahale riskleri öne çıkar. Ancak kamuya hesap verilebilirlik anlayışı gereği medyanın izleme ve haber yapma hakkı güvence altındadır. Kamuya hesap verilebilirlik genelde gerekçeli kararların yayımlanması, basın açıklamaları ve mahkeme tutanaklarına erişim yoluyla sağlanır.

Bu uygulamalar, şeffaflık ile mahremiyet arasında hassas bir denge kurulması gerektiğini gösterir.

Canlı yayın, hem yargının tarafsız görünmesini sağlayabilir hem de kamuoyunun süreçlere duyduğu güveni pekiştirir. Elbette bu, basın özgürlüğü, yargı bağımsızlığı ve güçlü bir hukuk kültürü ile mümkündür.

Türkiye'de şeffaflık ikilemi

Türkiye'de mahkemeler "aleni" olsa da, duruşmalar genellikle sınırlı sayıda izleyiciyle gerçekleşir. Medyanın erişimi ise çoğu zaman engellenir ya da sınırlanır. Bu durum, özellikle siyasi nitelikli davalarda kamuoyunda "kapalı kapılar ardında yargılama yapılıyor" algısını güçlendirir.

İmamoğlu davası gibi yüksek profilli dosyaların canlı yayınlanması, sadece bir kişinin aklanması ya da mahkum edilmesi meselesi değildir. Aynı zamanda, Türkiye'de yargının bağımsız ve tarafsız olup olmadığının test edilmesidir. Ancak burada basın özgürlüğü ve yargıya güven meselesi devreye girer. Mahkemelere güvenin azaldığı bir ortamda canlı yayın, sürecin siyasi manipülasyondan arındığını göstermenin bir yolu olabilir.