Türkiye'nin yakın ekonomik tarihine damga vuran Kur Korumalı Mevduat (KKM) uygulaması, 23 Ağustos 2025 itibarıyla sona erdi. Aralık 2021'de devreye alınan bu sistem, döviz kurlarındaki ani yükselişi frenlemek ve Türk Lirası'na olan güveni artırmak amacıyla tasarlandı. Ancak, uygulamanın gerçek amacı ve sonuçları, ekonomik rasyonalite yerine siyasi çıkarların ön planda tutulduğunu gösteriyor.
Popülist Politikaların Ekonomiye Etkisi
KKM uygulaması, popülist iktidarların seçim kazanmak uğruna ekonomiyi nasıl araçsallaştırdığını gösteren en çarpıcı örneklerden biri oldu. Ancak bu, tek başına istisnai bir uygulama değil; aksine, Türkiye'de seçim dönemlerinde tekrarlanan bir politik davranış biçiminin devamıydı.
Popülist yönetimler için ekonomi bir yönetim alanı değil, bir propaganda aracıdır. Seçim öncesi dağıtılan sosyal yardımlar, af yasaları, sabit fiyat uygulamaları, geçici vergi indirimleri ve hatta düşük faizle kredi dağıtımı, bu zihniyetin diğer örnekleridir.
2023 seçimlerinde önce kredi muslukları açılmış, devlet bankaları eliyle konut kredileri düşük faizle sunulmuş, kamu çalışanlarına ek zamlar açıklanmış ve EYT düzenlemesi hızla yasalaştırılmıştı. Tüm bu adımlar, makroekonomik dengeler gözetilmeden, tamamen seçim kazanma amacıyla atılmıştı. Neticesinde enflasyon patladı, bütçe açığı büyüdü, kur istikrarı bozuldu.
Popülist politikalarla şekillenen ekonomi yönetimi, artık sadece ekonomik değil, aynı zamanda demokratik bir krizdir. Çünkü bir ülkede maliye politikaları, kamu yararı yerine sandık hesabına göre şekilleniyorsa, orada hem piyasalar hem de halk uzun vadede kaybeder. Bu döngüden çıkmanın tek yolu, kamu politikalarının şeffaf, hesap verebilir ve akılcı temellere oturtulmasıdır. Ve bu, sandık kazanmak için değil, ülke kazanmak için yapılmalıdır.
Popülist anlayış, gerçek sorunlara sürdürülebilir çözümler üretmek yerine geçici rahatlamalarla halkın dikkatini dağıtmayı tercih eder. Ekonomik kriz derinleşse bile, "algı"yı yönetmek esas alınır. İşte KKM tam da böyle bir dönemde, dövizin patlama riski taşıdığı, TL'nin hızla değer kaybettiği bir anda, kamuoyuna "kurtarıcı model" gibi sunuldu. Oysa uzmanlar, bu sistemin dövize endeksli olması nedeniyle sürdürülemez olduğunu daha ilk günden ifade etmişti.

5