Hukuk Güvenliğine Bir Tehdit Daha

Pazar günkü yazıda denetimsizlikten bahsettik. Denetleme yok dedik, iktidar denetimsiz, kurumlar denetimsiz dedik Ancak geçtiğimiz ay, henüz komisyondayken incelediğim Devlet Denetleme Kurulu'na (DDK) verilen ve yasalaşan yetkiye değinmeden olmaz.

Zira, denetim kavramının anlamını kaybettiğinin, denetlemekten ziyade gözdağı ve baskı aracına dönüştüğünü görmek gerek.

DDK neyi denetleyecek

Kasım ayındaki kabine toplantısından sonra, Cumhurbaşkanının DDK'nın yeterince çalışamadığına yönelik imasını içeren konuşması ve hemen ardından DDK'ya yapılan üç yeni atama, ardından yeni bir adımın geleceğinin habercisi gibiydi.

Beklenen oldu; DDK'ya yargı kararı olmaksızın her kademe ve rütbedeki kamu görevlisini görevden uzaklaştırma yetkisi verildi.

Daha açık ifadesiyle;

Bakanlıklar, valilikler, belediyeler, il özel idareler, Kamu İktisadi Teşebbüsleri, SPK vb düzenleyici kurumlar ile kamu bankaları, tabip odaları, ticaret odaları, devlet ve vakıf üniversiteleri gibi kurumlarda çalışanlar, "yargı kararı olmaksızın" görevden uzaklaştırılabilecek.

Yani DDK, yaptığı denetim sonucu hazırladığı raporları ilgili kurumlara ileten bir kurulken, şimdi doğrudan yaptırım uygulayabilen bir icra organına dönüşmüş oluyor.

"Hukuk devleti ilkesine" yine ihlal

DDK, "cumhurbaşkanının isteği üzerine" (Anayasa m.108) her türlü soruşturma, inceleme, araştırma ve denetleme yapmakla görevli bir kurul.

Üyeleri, doğrudan cumhurbaşkanı tarafından atanıyor.