Fon soruşturmasında yeni hukuki sorular

Fon soruşturmasında son günlerde milyarlarca liralık gönüllü iadeler gündemde. Şüpheli işlemlerden elde edildiği öne sürülen kazançların geri dönmeye başlaması önemli bir gelişme.

Son olarak Melis Sütşurup Sandal ve babası Cihan Sütşurup'un, Tera'nın TLY fonundan elde ettikleri belirtilen yaklaşık 3 milyar liralık kazancı iade etmek üzere İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına başvurdukları duyuldu.

Adalet Bakanı Akın Gürlek'in 25 Ekim'deki açıklaması, bu gelişmelerin hukuki boyutuna ilişkin önemli bir hatırlatma niteliğinde. Gürlek, gönüllü iadelerin tek başına hukuki sorumluluğu ortadan kaldırmayacağını, iadelerin soruşturmaların yürütülmesine ve delillerin değerlendirilmesine engel olmayacağını belirtti.

Nitekim daha önce de değindiğimiz gibi, paranın iade edilmesi kendiliğinden suçun kabulü anlamına gelmediği gibi, varsa cezai sorumluluğu da ortadan kaldırmıyor. Ancak burada artık başka bir soruya odaklanmak gerekiyor: Geri dönen milyarlar nasıl değerlendirilecek, kimlere ve hangi hukuki ölçütlere göre dağıtılacak

Yeni kanun

22 Ekim'de TBMM'de kabul edilen 7596 sayılı Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun, bu konuda özel bir mekanizma oluşturuyor. Düzenleme, belirli fonlardan hukuka aykırı şekilde çıkarılan değerlerin geri kazanılmasını, sorumlulardan tahsilini ve yatırımcılara ödeme yapılmasını öngörüyor.

Kanun kapsamında yatırımcılara, belirlenen şartlarla 1 milyon liraya kadar ara ödeme yapılabilecek. Ancak bu tutar devletin bütün yatırımcılara garanti ettiği bir tazminat değil. Ödemeler, ilgili fonun tasfiye malvarlığındaki kaynaklara bağlı.

Düzenlemenin hukuken dikkat çekici tarafı ise yalnızca ödemelerin nasıl yapılacağı değil, bu süreçte idareye tanınan geniş yetkiler.

Kanunun 3. maddesi, belirli sermaye piyasası ihlallerini gerçekleştirdiği veya bunlara katıldığı SPK tarafından tespit edilen kişilere tasfiye ve geri kazanım hesaplarından ödeme yapılmamasını öngörüyor.

Burada önemli bir ayrım var: İdari bir kurumun hukuka aykırılık tespiti ile ceza mahkemesinin mahkûmiyet kararı aynı şey değil. Kanun cezai bir yaptırım değil, ödeme hakkına yönelik bir sınırlama getiriyor olsa da bu yetkinin nasıl kullanılacağı, mülkiyet hakkı ve etkili yargısal denetim açısından tartışılmaya değer.

Daha da dikkat çekici olan, 6. maddede belirli koşullarda elkonulan malvarlığı değerlerinin yargılama sonucu beklenmeden TMSF tarafından satılabilmesine imkân tanınması.

Elbette yıllarca sürecek yargılamalar sırasında malvarlıklarının değer kaybetmesini önlemek ve yatırımcıların zararlarını gidermek meşru amaçlar. Ancak henüz hakkında kesinleşmiş bir hüküm bulunmayan kişinin malvarlığının satılması, geri dönüşü güç sonuçlar doğurabilir. Yargılama sonunda kişinin suçla bağlantısı bulunmadığı anlaşılırsa, uğradığı zarar nasıl giderilecek Satış sırasında gerçek piyasa değerinin korunması nasıl sağlanacak