Cumhur Reyonu Tartışması ve Sorunun Adresi

"Cumhur reyonu" başlığıyla çıkan (marketlerde özel bir bölüm açılacağı, aracılar ortadan kalktığı için burada ürünlerin ucuz satılacağına dair) haberler daha sonra resmi ağızlardan yalanlandı. Bu nedenle haberi yalan kabul ederek konuşalım ancak tam da burada önemli bir ayrım var: Bir haberin yalanlanması, onun işaret ettiği siyasi iletişim tekniğinin varlığını ortadan kaldırmaz. Uzun süredir izlediğimiz kalıp şu: Fahiş fiyatlar gündeme geldiğinde, ok aracıya, pazarcıya, bakkala doğrultuluyor; kamusal politikaların payı ise görünmez kılınıyor. Bu, fiyat baskısının sorumlusunu en zayıf halkada bulup sistem hatalarını perdeleyen bir algı yönetimi biçimi.

Bu çerçevenin nasıl beslendiğini haber bültenlerinden ve sosyal medya akışlarından görüyoruz: Belediye başkanlarının ve siyasetçilerin pazarda satıcıları azarladığı videolar paylaşılıyor. Bu görüntüler "halk adına hesap soruyoruz" duygusu üretiyor; ama ekonomik nedenselliği basitleştiriyor.

Oysa pazarcı da üretici de bu zincirin en kırılgan halkalarıdır. Onların belirlediği fiyat, tarım girdilerinden nakliye masraflarına, döviz kurlarından enerji maliyetlerine kadar çok geniş bir ekonomik denklemden etkileniyor.

Evet, pazarcının veya satıcının her zaman "tamamen masum" taraf olduğunu söyleyemeyiz ama belirsizliğin derinleştiği ortamlarda yüksek kâr marjı güdüsü güçlenebilir. Burada motivasyonu yalnızca "açgözlülük" diye etiketlemek de eksik kalır: Kur oynaklığı, girdi maliyetleri, vergi ve enerji yükleri, denetimlerin keyfîliği, tahsilat riski... Hepsi, esnafın fiyatını "sağa sola bakarak", yani çevresel işaretlere ve anlık dalgalanmalara göre belirlemesine yol açar.

Gerçek Sorumlu

Gerçek sorumlu ise, kişisel tercihlerden çok daha yukarıda: kötü yönetim ve hukuki güvensizlik. Ekonomide fiyat istikrarı, yalnızca Merkez Bankası kararlarıyla değil, hukuki öngörülebilirlik ile mümkün olur. Yatırımcı da esnaf da şunu bilmek ister: Yarın aynı kuralla mı uyanacağım Sözleşmem mahkemede nasıl yorumlanacak İdarenin kararı hangi ölçüte dayanacak Bu soruların cevabı belirsiz olduğunda, risk primi herkesin üzerine bindirilir. Sonuç, zincirin her halkasında "kendini koruma" amaçlı fiyat yükseltme davranışıdır.

Ekonomi, günü kurtarmaya yönelik popülist söylemlerle değil, öngörülebilir ve güven veren politikalarla ayakta kalır. Bugün Türkiye'de yaşanan sorunların temelinde, ekonomik rasyonaliteyi terk edip siyasetin kısa vadeli çıkarlarını önceleyen yönetim anlayışı yatmaktadır. Faiz politikalarındaki tutarsızlık, Merkez Bankası'nın bağımsızlığını yitirmesi, hukukun üstünlüğü ilkesinden uzaklaşılması, yatırımcıların güvenini sarsan en önemli faktörlerdir.