Artık icraatla konuşmak gerek

Bu yıl, Temmuz sonunda ulaşılan resmi rakamlara göre, yaklaşık 40 bin hektarlık ormanlık alan alevlere teslim oldu. Uzmanlar, mevcut rüzgâr koşulları ve nem oranıyla birlikte bu sayının daha da artabileceğine dikkat çekiyor. Uyarılar, sadece güncel yangınlara dair değil; Türkiye'nin orman varlığının gelecek yıllarda da benzer risklerle karşı karşıya kalacağına işaret ediyor.

Üstelik orman yangınlarının %90'ından fazlası insan kaynaklı. Yani bu felaketler kader değil, organizasyon, önlem ve bilinç eksikliğinin sonucu. Türkiye yangın söndürmede çok büyük bir sınav veriyor ama bu sınavda "başarı" puanı henüz alınabilmiş değil.

Geçtiğimiz hafta kaleme aldığım yazıda, yangınla mücadeledeki gecikmenin ve sosyal medya odaklı göstermelik çabaların vatandaşta nasıl bir yalnızlık ve çaresizlik hissi yarattığını anlatmıştım. Bugün geldiğimiz noktada bu yalnızlık duygusu derinleşmiş durumda ve yalnızca söndürme değil, önleme ve hazırlıklı olma konusunda da çok daha fazlası gerekiyor.

Filolar değil, stratejiler konuşmalı

Tarım ve Orman Bakanı geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada "Cumhuriyet tarihinin en güçlü yangın filosuna sahibiz" diyerek 26 uçak, 105 helikopter, 25 bin personel ile sahada olduklarını vurguladı. Ancak bu açıklama yangınların ardından geldi. Yananlar yandıktan sonra, uçak sayısı telafi etmiyor; yangına müdahalenin zamanlaması ve etkisi esas belirleyici oluyor.

Daha önemlisi, bugünün dünyasında bir felaketle baş etmede eskiyle kıyas yapmak değil, çağdaş dünyayla kıyas yapmak gerekiyor. Yunanistan, Portekiz, İtalya gibi Akdeniz ülkeleri de benzer tehditlerle karşı karşıya kalıyor. Ancak orman yangınına ilişkin önleyici sistemleri, erken uyarı mekanizmaları, insansız hava araçlarıyla izleme teknolojileri ve yerel halkı bilinçlendirme kampanyaları çok daha etkin.

Yangın söndürmek kadar, hatta ondan da önemli olan şey, yangını çıkmadan önce engellemek