Adalet varmış gibi denetim varmış gibi

Dr. Fatma Çelik
15.07.2025
10

78 kişinin hayatını kaybettiği Grand Kartal Oteli yangınına ilişkin yürütülen davanın beşinci duruşmasında otel sahibinin "Güvenli Turizm Belgesi'ni güvenlik için değil, yabancıya imaj için aldık" sözleri, aslında bir sistem eleştirisi. Çünkü burada mesele yalnızca bir işletmenin ihmali değil, denetimlerin göstermelik olması, belgelerin amacından saparak yalnızca "vitrin" işlevi görmesi. Tıpkı bina sağlamlığı belgeleri alıp çöken yapılar gibi, bu da "varmış gibi görünen" bir güvenliğin sonucu.
Adalet Bakanı'nın ağır bir kamu davası sürerken müzikli video paylaşarak "çalışıyoruz" mesajı vermesi ise, başka bir "gösteri" boyutu. İçerik değil, algı yönetimi ön planda.

Göstermelik Davranışlar

Ahlak ve etik, burada sadece kişisel düzeyde değil; kurumsal sorumluluklar açısından da sorgulanmalı. Gerçek sorumluluk almak yerine, toplum önünde iyi görünmek için yapılan her jest, sistemin içinin ne kadar boşaltıldığını gösteriyor.

Bu yaklaşım; sağlıkta "göstermelik hijyen denetimleri", eğitimde "sınav başarısı için değil istatistik için yapılan reformlar", medyada "objektiflik görüntüsü" gibi sayısız örnekle çoğaltılabilir.
Gerçek etik davranış, sonucu göze alarak doğruda ısrar etmektir. Oysa burada görülen şey, sorumluluğu değil algıyı yönetmek. Bu kültür sürdükçe, belgeler değil gerçekler üzerinden yaşamak her geçen gün daha da zorlaşacak.

Bir toplumu ayakta tutan şey yalnızca yasalar değil, o yasaların içinin doldurulma biçimidir. Denetim, işte tam da bu noktada devreye girer. Belge düzenlemek değil, o belgenin gereğini yerine getirip getirmediğini izlemek gerçek sorumluluktur. Grand Kartal örneğinde olduğu gibi, turizm belgesi almak, ancak bunu yalnızca yabancı turistin gözünde "güvenliymiş gibi" görünmek için yapmak, toplumu sahte bir konfor hissine sokar. Oysa asıl olan, hem çalışanların hem de misafirlerin can güvenliğini sağlamaktır.

Sorumluluk almak, sadece kriz anında değil; kriz çıkmadan önce, görevini doğru yapmakla başlar. "Ben belgeyi aldım, sonrası beni ilgilendirmez" mantığı, kamu güvenliğini kumar gibi riske atar.
Aynı şekilde, siyasilerin de sembolik mesajlar yerine gerçek icraatla görünür olması gerekir. Mış gibi yapılan her iş, bir gün gerçek bir felaketle yüzleşmek zorunda bırakır bizi. Ve o zaman toplumun sorması gereken soru şudur: "Gerçekten önlem alınmış mıydı, yoksa sadece alınmış gibi mi yapılmıştı"