Adalet Kozu ile Seçime Doğru
Adli tatilin sona ermesiyle birlikte, Cumhuriyet Halk Partisi için "davalar ayı" başlıyor, siyaset de ısınıyor. CHP'ye yönelik yargı kıskacı giderek daralıyor. İmamoğlu hakkında süren sahte diploma iddiaları, kurultayın iptali davası, CHP'li belediyelere ilişkin peş peşe açılan soruşturmalar... Tüm bu dosyalar Eylül ayında kritik duruşmalara sahne olacak.
İktidarın bu yargı hamlelerini elinde bir koz gibi seçim sürecine kadar kullanmak isteyeceği artık saklanmıyor bile. Zira muhalefeti hukuk eliyle hizaya çekmek, yalnızca siyasi strateji değil, aynı zamanda seçim mühendisliğinin bir parçası haline geldi. Böyle bir zeminde yaklaşan seçimlerin adil, eşit ve meşru olacağını söylemek güç.
Adaletsizliğin gölgesinde bir seçim daha
Ana muhalefet partisine yönelik davaların ortak noktası, hukuki sürecin değil, siyasi bağlamın öne çıkması. Her dava, doğal seyrinden çok siyasi anlamı üzerinden tartışılıyor. Dahası, yargı kararlarının içeriğinden ziyade "iktidarın taktiği" olarak yorumlanması, artık bir refleks haline gelmiş durumda.
İktidar, rakiplerini oyla değil, dosyayla alt etmeye çalışıyor. Bu, yalnızca etik değil, demokratik de değil. Seçim öncesi muhalefet partilerinin sindirilmesi, medya alanının tek sesli hale getirilmesi ve yargı yoluyla kamu algısının yönlendirilmesi, seçim sandığını anlamsızlaştırır.
Macaristan'da Orban'ın muhalefetin hiçbir şansının olmamasını sağlamak için hile yaptığını belirten Macar gazeteci Zsolt Kerner'ın yazdığı şu metafordaki gibi, bu çerçevede adil bir seçim sonucu beklemek de güç:
"Rakibin kuralları belirlediği, sahayı belirleyip çizdiği, kalelerden birinin büyüklüğünü bile ayarladığı bir maçı kazanmak zaten çok zordur."
Adil olmayan bir sürecin sonunda çıkan sonuç, meşruiyet tartışmasını beraberinde getirir. Bu tartışma, sadece muhalefetin değil, toplumun tamamının güvenini sarsar. Demokrasi, sadece sandık günü değil, tüm sürecin adil olmasıyla mümkündür.

6