Sıfır vergiyle bölünme: Meşru avantaj mı, incelemede çöken kurgu mu (1)

1. GİRİŞ

Küresel rekabet ortamında şirketlerin sürdürülebilir büyüme sağlayabilmeleri, yalnızca mevcut faaliyetlerini sürdürmeleriyle değil; aynı zamanda organizasyonel ve finansal yapılarını belirli dönemlerde yeniden tasarlayabilmeleriyle mümkün olmaktadır. Bu kapsamda şirket bölünmeleri, işletmelerin stratejik yeniden yapılanma araçları arasında giderek daha belirleyici bir yer tutmaktadır.

Şirketler; faaliyet alanlarını ayrıştırmak, riskleri kompartımanlara ayırmak, yatırımcı değerini görünür kılmak, kurumsallaşma sürecini hızlandırmak veya belirli iş kollarını bağımsız yatırım ve finansman kabiliyeti kazanacak şekilde özerkleştirmek amacıyla bölünme yoluna başvurabilmektedir. Ancak bölünme yalnızca ticari bir tercih değildir; hukuki, vergisel ve finansal sonuçları iç içe geçmiş, çok boyutlu bir yeniden yapılanma sürecidir.

İşte bu noktada makalenin başlığındaki soru anlam kazanır: Bölünme, mevzuatın açıkça tanıdığı bir vergisel tarafsızlık imkânı mıdır, yoksa vergiyi ötelemek ya da tamamen bertaraf etmek için kurgulanan bir finansal mühendislik aracı mıdır Cevap, işlemin gerçek ekonomik amacında ve mevzuatın öngördüğü şekil şartlarına gösterilen sadakatte gizlidir. Aynı işlem, doğru kurgulandığında meşru bir vergi avantajı; özensiz ya da suni kurgulandığında ise vergi incelemesinde çökebilecek bir risktir.

2. ŞİRKET BÖLÜNMESİNİN TANIMI VE KAPSAMI

Şirket bölünmesi, en yalın ifadeyle bir şirketin malvarlığının tamamının veya bir kısmının, mevcut ya da yeni kurulacak bir veya birden fazla şirkete devredilmesi suretiyle gerçekleştirilen yapısal bir yeniden yapılanma işlemidir. Devir karşılığında, kural olarak devralan şirketin ortaklık payları (iştirak hisseleri) alınır; işlemin özü bir satış değil, bir sermaye yerleştirme (ayni sermaye) hareketidir.

Türk mevzuatı kapsamında bölünmenin sınırlarını en baştan çizmek gerekir:

Bölünmeye yalnızca sermaye şirketleri ve kooperatifler konu olabilir.

Şahıs şirketlerinin (kolektif, komandit) bu anlamda bölünmesi mümkün değildir.

Şirket bölünmeleri iki ana başlık altında incelenir: tam bölünme ve kısmi bölünme. Bu iki tür yalnızca teknik bir ayrım değildir; birinde tüzel kişilik sona ererken diğerinde faaliyet aynen sürer. Vergisel ve finansal sonuçlar da bu temel farktan doğar.

3. TAM BÖLÜNME

KVK m.19/3-a uyarınca tam bölünme; bir sermaye şirketinin tasfiyesiz olarak infisah ederek (dağılarak) tüm malvarlığını, alacak ve borçlarını mevcut veya yeni kurulacak iki ya da daha fazla şirkete devretmesi ve karşılığında ortaklarına devralan şirketlerin hisselerinin verilmesidir.

Şirket tasfiyesiz olarak sona erer; klasik tasfiyenin uzun ve maliyetli sürecine girilmez.

Tüm aktif ve pasifler (alacaklar ve borçlar dâhil) devralan şirketlere geçer.

Ortaklık yapısı korunur: ortaklar, artık devralan şirketlerin hissedarı olur.

Denkleştirme amacıyla, verilen hisselerin itibari değerinin %10'una kadar nakit ödeme yapılabilir.

4. KISMİ BÖLÜNME

KVK m.19/3-b uyarınca kısmi bölünme; tam mükellef bir sermaye şirketinin bilançosunda yer alan belirli varlıklarının bir kısmının, kayıtlı değerleri üzerinden ayni sermaye olarak mevcut veya yeni kurulacak tam mükellef bir sermaye şirketine devredilmesidir. Şirket bu işlemle ortadan kalkmaz; yalnızca belirli bir varlık kümesini başka bir yapıya taşır.

Şirket faaliyetlerine kesintisiz devam eder; tüzel kişilik korunur.

Devredilen varlıklar, kanunda sayılan sınırlı kalemlerle çerçevelenmiştir.

Devir, yalnızca devralan şirketin kendi ortaklık payları karşılığında yapılabilir; başka bir varlık ya da nakit karşılığı devir, işlemi satışa dönüştürür.

Üretim veya hizmet işletmesi devrinde işletme bütünlüğü mutlaka korunmalıdır.

5. KAPSAMA GİREN UNSURLAR — 2024 SONRASI GÜNCEL DURUM

Bu bölüm, makalenin en çok dikkat gerektiren ve en sık hatalı bilinen kısmıdır. Kısmi bölünmeye