Karayolu ulaşım ve taşımacılık istatistikleri kamyon, tır gibi ağır vâsıtaların sollama yapmaları ve şerit
değiştirmelerinin trafiğin akış hızını ortalama 8 kilometre düşürdüğünü ortaya koymaktadır. Bir
otomobil, kurallara uyarak şerit değiştirmesi durumunda trafiğin akış hızı etkilenmemektedir. Bu iki
tespit arasındaki en temel fark, ağır vâsıtaların hızlanma kabiliyetlerinin otomobillere göre düşük
olması ve uzunluk farkı sebebiyle ağır vâsıtaların sollama sürelerinin daha fazla olmasıdır. Üç şeritli bir
otoyolda bir ağır vâsıta, başka bir veya birkaç ağır vâsıtayı sollarken, otoyoldaki kullanılabilir şerit
sayısı üçten bire düşmektedir. Bu, tek şeritli yollarda meydana gelen hatâlı sollama gibi ölümcül
kazâlara sebep olmasa bile, araç sayısının çoğunluğunu oluşturan otomobiller için istenmeyen ve
seyir kalitesini düşüren bir durumdur. Bu durum, yasak olmasına rağmen rampalarda sollama
yaparken sol reşidi kullanan ağır vâsıta sürücüleri yüzünden daha da olumsuz bir hâl olmaktadır.
Her ne kadar her türlü ihtiyaç maddesi için tedârik zincirinde önemli bir halka oluştursalar ve
vazgeçilmez olsalar da, ağır vâsıtalar otomobillerin trafikteki seyir hızını ve kalitesini olumsuz
etkilemektedir. Belki özel bir tespit olarak görülebilir ama şehirlerarası otoyollarda ağır vâsıta
sürücülerinin şöyle düşünüyor olabileceği kanaatine vardım: Sanki otoyollar ağır vâsıtalar için
yapılmış. Öncelik onlarda ve onların kullanmadığı şeritleri diğer araçlar kullanabilir. Şerit değiştirirken
sinyal vermemekten tutun da sağ şerit boş olmasına rağmen orta şeritte gitmekte ısrar etmeye kadar
her türlü "hakka" ve imtiyaza sâhip olduklarını zannediyor olabilirler.
Bunları trafik sorunlarını ortaya koymak için anlatmadım. Trafikteki sürücülerin tavır ve davranışlarını
sosyal hayatta farklı yaş gruplarının tavır ve davranışlarına örnek oluşturduğunu ve bir benzetme aracı
olabileceğini düşünüyorum.
Trafikteki ağır vâsıtaların sosyal hayattaki karşılığı yaşlılardır ve sorumsuz davrananlardır. Elbette
hepimiz yaşlanacağız. Yaşlılarımıza empati hatta sempati ile davranmamız gerektiği herkesin
kabûlüdür. Ancak şu birkaç vaka örneğini ele alırsak, empati ve sempati sınırlarının zorladığını
söyleyebiliriz.
Yaşlılar, günün hangi saatinde binerlerse binsinler toplu taşıma araçlarında oturma hakkına sâhip
olduklarının düşünürler. Zâten toplu taşıma araçlarında onlar için ayrılmış oturma yerleri de vardır.
Ama altmış beş yaş üzerine ücretsiz olan toplu ulaşım araçlarını mesai girişi ve çıkışı sebebiyle
yoğunluk yaşanan saatlerde keyfi sebeplerle kullanmak, empati ve sempati sınırlarını zorlamaktadır.
Şöyle bir olaya şâhit olmuştum. Sabah saat 7.30 civârında İstanbul'daki Fatih Sultan Mehmet
Köprüsü'nün Anadolu'dan Asya'ya geçiş yönünü kullanan bir belediye otobüsü tıklım tıklım doluydu.
İlk duraklardan binenler oturma şansı bulmuştu. Ara duraklardan binen biri olarak ben de ayakta
durmak için zor yer bulmuştum. Trafik yoğunluğu sebebiyle belediye otobüsü sürekli dur-kalk
yapmaya başlayınca, orta taraflarda yaşlıca bir kadın, gençlerin saygısızlıklarından, yer
vermemelerinden dem vurup yüksek sesle konuşmaya başladı. Önünde durduğu koltukta bir
üniversite öğrencisi oturuyordu ve kadının söylediklerine pek kulak asmıyordu. Yaşlı kadın konuşmaya
devam edince, üniversite öğrencisi kadına dönüp "Pardon, hastaneye falan mı gidiyorsunuz" diye
sordu. Kadın "Hayır, torunumu özledim, onu görmeye gidiyorum" cevâbını verdi. Üniversite
öğrencisinin, "torununuzu görmeye birkaç saat sonra gitseniz olmaz mı" sorusuna kadın, biraz da
sinirlenerek sert bir ses tonuyla "Torunumu ne zaman göreceğimi sana mı soracağım küçük hanım"
şeklinde cevap verince, üniversite öğrencisi şu karşılığı verdi: "Torununuzu ne zaman göreceğinizi
bana sormayacaksanız, sabahın bu saatinde bindiğiniz otobüste benden yer istemeyin."
Bu olaydaki yaşlı kadın, evden birkaç saat sonra çıkabilir ve mesai yoğunluğu geçtiği için oturacak yer
bulabilirdi. Ama o, otoyoldaki ağır vâsıta sürücüleri gibi, âdeta belediye otobüslerinin öncelikle

18