"Kırmak" kelimesinden üretilen bütün kelimelerin olumsuz bir anlamı vardır: Kırmak, kırılmak, kırgın,
kırık, kırılgan. Yâni ister mastar olsun, ister sıfat ya da isim olsun olumsuz anlam ağı olan bir kelimedir.
Bu kelimelere ekleyebileceğimiz bir diğer kelime de "kırma"dır. Genellikle iki farklı hayvan ya da bitki
türünün karışması veya karıştırılmasıyla üreyen veya üretilen yeni bitki veya hayvan türleri için
kullanılır. Mesela kangal köpekleri için kullanılan "kangal kırması". Daha teknik ifâdeyle söylersek bu
bitki ya da hayvan türlerine "melez" denir. İngilizcesini duymak isteyenler için "hibrit" (hybrid)
kelimesini söylemeden geçmeyelim. Melez kelimesi insanlar için de kullanılır. Kırma (melez) olan yeni
tür, dişi ve erkek atasının bâzı özelliklerini kaybeder ve bâzı özelliklerini devam ettirir.
Derdimiz bitki, hayvan ya da insanların saf olup olmaması değil. Hele hele insanlar için böyle bir
derdimiz olamaz. Allah ırkçılıktan, faşistlikten, kafatasçılıktan korusun. Ayrıca insan olarak biyolojik
açıdan tek ırkımız var. Etnik farklılıklarımız coğrâfî ve kültürel çeşitlilikten geliyor. Biyolojik olarak iki
canlının farklı ırktan olması demek, dişi ve erkeklerinin üreyememesi demektir. Ama tek ırk olan
insanlar için böyle durum söz konusu değildir. Yâni dünyânın en uzak iki farklı bölgesinden bir kadın
ve bir erkeğin evlenip çocuk sâhibi olması için biyolojik bir engel yoktur.
Bitkiler ve hayvanlarda farklı türlerin karışımıyla yeni türler ortaya çıkabilir. Bunlara kırma (ya da
melez) denir. Ama biyolojik olarak melez olan bir insanın "kırma" olması bu kadar mâsum değildir.
İnsanın kırma olması, kültürel olarak içine doğduğu ve içinde yaşayıp büyüdüğü kültüre yabancı
olmasıdır. Dahası kendi kültürünü aşağılık ve hakir görmesi, hatta kendi kültüründen nefret etmesidir.
Bunun birçok türü ve bu türlerin birçok sebebi vardır. Bunlardan ikisinden önce "kurt kırması kangal"
örneğini vereyim.
KURT KIRMASI KANGAL
Kangal köpeği, saf kan olma özelliğine sâhip nâdir köpeklerden biridir. Ülkemizde Sivas ve çevresinde
yetiştirilen kangal köpekleri, soğuk hava şartlarını sever. Yaratılışından gelen bir özelliği ile doğuştan
çoban köpeğidir. Beş on tâne kangal köpeği binlerce koyunluk sürünün güvenliğini sağlar. Sürünün
baş belâsı kurtların korkulu rüyâsıdır.
Ama başka iklim şartlarında yaşaması için kangal köpeğini kurt ile kırdıranlar vardır. Görünüşte
kangaldır ama ya anne ya da babası kurttur. Dolayısıyla bu kurt kırması kangal köpeğine sürü emânet
edilmez, çünkü sürüye saldıran kurdu kendi kanından bilip o kurda engel olmaz. Kültürel olarak bir
insanın kırma olması da böyle bir şeydir. Şimdi gelelim kültürel kırmanın türlerine.
İNGİLİZCE İLE KÜLTÜREL KIRMA OLMAK
ODTÜ İngilzce öğretmenliği lisans mezunu (1997) biri olarak "İngilizce öğrenmek" ve "İngilizce eğitim"
arasında farkı ve İngilizce eğitim hakkında düşüncelerimi konu alan birçok yazımı bu köşenin eski
târihli sayfalarında bulabilirsiniz. "İngilizceye İngilizlerden daha çok sahip çıkıyoruz" (13 Kasım 2018),
"Neden yabancı dil öğrenemiyoruz" (18 Aralık 2018), "İngilizce âşıklarının son hedefi: Kıraç" (20
Nisan 2019), "Bir toplumsal kurum olarak dil" (18 Şubat 2020), "İngilizce bilen "şeyh" aranıyor" (21
Nisan 2020), "Açılın ben İngilizce öğretmeniyim" gibi birçok yazım var.
Evet bir milleti yok etmenin, yok etmek mümkün değilse aslında uzaklaştırıp köksüzleştirmenin en
etkili yolu, o milletin dilini bozmaktır. Sömürgeci Avrupa, bunu dünyânın dört bir yanında "başarıyla"
yapmıştır. Bundan biz Türkler de nasibimizi aldık. Çok uzatmaya gerek yok. Ana okullarından
üniversiteye kadar İngilizce eğitim yapıldığı (ama İngilizce öğrenilmeyen) ülkemizin hâli ortadadır. Bir
kültür, bir coğrafyaya kendi öz diliyle girer ve orayı etkiler. Dil, sömürgeci bir kültürün diliyse girdiği yerdeki diğer dilleri yok eder. O dilleri konuşan insanların geçmişlerini siler, birbirleriyle iletişim
kuramaz hâle getirir. Daha kötüsü, oradaki insanların o sömürgeci kültüre hayranlık duyulmasını ve
kendi kültürlerini aşağılık görmelerine sebep olur. Ülkemizdeki ahvâl ve şerâitin böyle olmadığını
kimse iddia edemez. Dükkanların ve alışveriş merkezlerinin isimlerine bakmak yeterlidir.
Etrâfımızı saran İngilizceye karşı kurt kırması kangal gibiyiz, tepki vermiyoruz. İngilizce eğitim ve
İngilizceye tepkisizlik sebebiyle kültürel bir İngiliz işgâli altındayız. İngiliz ile yapılan eğitim, kültürel
İngiliz işgâlini normalleştirmiştir. O kadar ki, en muhafazakâr, en mütedeyyin ve en "yerli ve millî"
kesimler bile İngiliz eğitime "Ne var ki bunda" demekte ve "dünya dili İngilizce" yalanına
inanmaktadır.
Benzer bir kırmalık durumuna sâdece ülkemizde değil dünyâda şâhit oluyoruz. Hangi dili
konuşuyorsak o dilin kültürünün yaşam anlayışını benimsediğimiz gibi, hangi kültürün sunduğu
imkânları kullanıyorsak onları benimsiyoruz ve o kültüre sempati duyuyoruz ya da en azından o