Anahtar Kelimeler / Eğlence-1

Eğlence ritüele dönüşünce ruhunu kaybediyor; gerçek eğlenme çocuk gibi doğal, kontrol edilemez ve özgürlüktür. Peki toplum düzeni için ritüelleştirilmiş eğlenceler gerçekten zararlı mı?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, modern toplumda eğlencenin düzenlenmiş ritüellere dönüşerek doğallığını ve bireysel irâdesini kaybettiğini savunuyor. Kontrol mekanizmalarının eğlenceyi şekilcileştirdiğini göstermek için düğün, bayram ve televizyon yayınlarını örnek veriyor. Gerçek eğlenme yalnız olabilmekle ve yaşanan her anın tadını çıkarmakla mümkün olup, özgürlükle doğrudan ilişkili olduğunu ileri sürüyor. Ancak insanlar ritüelleştirilmiş eğlenceleri tercih etmeleri, bu ritüellerin özünde insanî bir ihtiyacın mı yansıması olabilir?

Dilimizde "vakit geçirmek, oyalanmak, bekletmek" anlamına gelen "eğlemek" kelimesi, -n ara eki alarak dönüşlü bir fiil olan "eğlenmek" kelimesine dönüşmüştür. Eğlenmek, yâni insanın kendini oyalaması, boş vakit geçirmesi anlamında kullanılır. Eğlence de, her ne kadar olumlu anlamda kullanılsa da, gereksiz işlerle uğraşmak, boş zaman geçirirken yapılan işlere denir. Yâni sanki yapılmazsa pek bir kayıp olmayacaktır sanılır. Oyun oynamak, neşeli zaman geçirmek, eğlence diye anılır. Sanki gerekli işler yaparken eğlenilmez, keyifli ve kaliteli zaman geçirilmez gibi bir anlayış vardır.

Eğlence sâdece tâtile çıkınca, tâtil yerlerinde, lunapark ve piknik alanları gibi özel alanlarda olursa mâkul karşılanır. İşini yaparken neşeli, şen, mutlu ve keyifli olduğu dışarıdan belli olanlar, "dalgayı bırak işine bak" diye uyarılır. Oysa insan ne iş yaparsa yapsın, çalışırken de, ibâdet ederken de keyif alıyorsa eğleniyor demektir. Rahman Sûresi 29. Âyette geçen "ulle yevmin huve fî şe/n(in)" ifâdesindeki "şen" kelimesi birçok müfessir tarafından "neşe" olarak tercüme edilmiş ve "yaratmak" olarak yorumlanmıştır. Yâni dilimizde mutlu ile eşanlamlı kullanılan "şen" kelimesi "yaratmak, bir işle meşgul olmak" anlamına gelmektedir.

EĞLENCE VE TOPLUM

Eğlencenin boş vakitte, zorunlu işler dışında yapılan bir faaliyet olduğu düşüncesinin ardında bir kontrol anlayışı vardır. Eğlencenin yeri, zamânı, içeriği, katılımcıları belli olmalıdır ki kontrol altında olsun. Ritüeller gelenekleşmiş, içeriği ve biçimi ve de fâilleri tespit edilmiş eğlencelerdir. Bu tür eğlenceler, kişisel (özel ve öznel) olmayan, toplumsal, ikinci kişilerin varlığına endeksli, kendiliğinden (spontan) olmayan, doğallıktan koparılmış, kendini tekrarlayan, değişikliğin tepki aldığı eylemlerdir. Mesela düğünlerin çoğunlukla hafta sonu ve akşam saatinde, hayâtın olmazsa olmazlarının dışında, sâdece dâvetlilerin katılabildiği, özel kıyâfetlerin giyildiği, mekânı bellidir. Yâ da millî ya da dinî bayramları düşünelim. Millî bayramlar devlet protokolünce düzenlenecek kadar şekilci, akışı belli, plânlı ve programlıdır. Bu program o kadar önemlidir ki, bozulmasın ve aksamasın diye resmî tâtil yapılır. Dinî bayramlar yöresel farklılıklar açısından daha esnek olsa da namaz saati, âile yemekleri, hediyeler, ziyâretler açısından keyfiliğe yer olmayan ritüellerdir.

EĞLENCE VE RİTÜEL

Eğlence, ritüele dönüşüp ruhunu kaybetme bakımından ibâdetle aynı kaderi paylaşır. Bireyin irâdesi yoktur. Nasıl eğlenileceğini birilerinin (düğünde oturmaya mı geldin) söylediği ritüeller gibi şekilsel, âdet yerini bulsun diye yapılan, kaytarmak için fırsat kollanan, kişinin bireysel katkısının olmadığı, idâre-yi maslahat kabilinden yapılan şeylerin keyif alınan eğlenceler olduğunu söylemek pek mümkün değildir.

"Bugün içmeyeceğiz de ne zaman içeriğiz" denilen, evlenen çiftten başka herkesin sözüm ona eğlendiği, sınır tanımadığı ve sorumluluk bilmediği düğünlerin neresi eğlencedir Gösteriş fırsatı, alınan hediyelerin kıyaslandığı, yapmacık "iyi ki doğdun"larla örtülen kıskançlıkların bir araya geldiği doğum günü partilerinin neresi eğlencedir

Eğlence olduğu iddia edilen bu ve benzeri birçok etkinlik, o kadar kırılgandır ki, onca kişinin keyfi bir kişinin çıkardığı tatsızlıkla dağılır gider. "Bugün hiçbir şey keyfimi bozamaz" düşüncesiyle yapılan etkinlikler, bir paylaşım, bir sosyalleşme, hasret giderme değil, sanki askerî tatbikattaki emir-komuta ilişkisi şeklinde yaşanır.

Eskiden ülkemizde televizyon yayını hafta içi öğleden sonra, hafta sonu sabah saatlerinde başlar ve gece yarısına doğru, Anıtkabir'deki tören görüntüleri eşliğinde İstiklâl Marşı'nın okunmasıyla biterdi. Yayın bitince ekranda "Televizyonunuzu kapatmayı unutmayın" diye bir uyarı çıkardı. Televizyon kapalı olduğunda üstüne dantel bir örtü konuyordu.

EĞLENCENİN DOĞALLIĞI

Bu eğlencelerde kimse kendi hâline bırakılmaz. Oysa gerçek eğlenmenin en güzel ve doğalı, kendi hâline bırakılan çocukların hâlidir. Oynarlar, yeni oyunlar icad ederler, yeni kurallar koyarlar. İstedikleri zaman başlarlar, istedikleri zaman bitirirler. Onların eğlencesinde giyilmesi gereken bir kıyâfet, getirilmesi gereken bir şey yoktur. Birinin bir topu varsa hepsine yeter. Oyunun zamânını güneşin batması, yağmurun yağması ya da akşam ezanının okunması gibi doğal olaylar veya çocukların yorgunluk durumu belirler. Onların oyunlarında askerî komut gibi "eğlenilecek, eğlen" şeklinde yapaylıklar yoktur. Bu yüzden en güzel eğlence, "çocuklar gibi" eğlenince olur. Çocuklar, en güzel ama başkalarının tasarladığı, renkli oyun alanlarında bile bir süre sonra sıkılıp taşla, toprakla oynar, ağaca çıkar.

Doğal ve gerçek eğlence 7/24'tür. Eğlence, zevk alınarak yaşanan her dakikadır. Kimi zaman efkâr, kimi zaman hüzün de vardır. Eğlencede mutlaka kahkaha atmak gerekmez. İçip çakır keyif olmak şart değildir. Eğlence, seneler sonra hatırlanabilen güzel hâtıralar yaratır.