Kırılamayan tek 'vesayet'

Türk siyasi tarihinde sivil, askerî ve bürokratik vesayet her zaman var oldu. Ancak 25 yıldır bu vesayet odaklarıyla ciddi bir mücadele başlatıldı. Birçok alanda başarılı da olundu. Eski vesayet kurumları güçlerini kaybetti. Bir mesele hariç!
Ne mi
Türkiye'deki sendika ve odaların vesayeti...
Hemen hemen hepsi kendilerini sivil toplum kuruluşu gibi gösterir. Ancak hatırlayın çoğu askeri müdahaleler döneminde demokrasinin altını oymaya çalıştı. Anayasa'da siyaset dışı kurumlar olarak tanımlansalar da yıllardır aktif siyasetin içindeler. Meslek mensuplarının haklarını savunmakla yükümlü olmalarına rağmen, odalardaki oligarşik yapının imkânlarından yararlanma peşindeler. Üyelerine hizmet etmek için kurulduklarını söylerler kendileri demokratik değildir.
Saymakla bitmez...
O nedenle bu sendika ağalarına, meslek örgütlerindeki oligarklara, odalardaki saltanata 'dur' denilmeden Türkiye'de vesayet odaklarının tam olarak bittiğini söyleyemeyiz.
Ne yapmak gerekir
Öncelikle meslek kuruluşları için de odalar için de sendikalar için de köklü revizyonlar şart! Zorunlu üyelik yapıları, meslek örgütlerine ve sendikalara katılım süreçleri, denetleme mekanizmaları yeniden güncellenmeli...
Düşünsenize, Türkiye ekonomisinde maliyetlerin tek tek hesaplandığı, verimlilik ve dijitalleşmenin ön plana çıktığı sert bir dönüşüm süreci var. Milyonlarca esnaf, KOBİ ve çalışanı temsil eden oda, birlik ve sendikalarda ise bambaşka bir düzen...
Kimi başkan yarım asırdır başkanlık koltuğunda oturuyor. Ne performans kriteri var, ne de denetleyen... Meslek kuruluşları ile odaların çoğunda denetleme ve disiplin kurulları seçim yarışında yer alan adayların listesinden seçiliyor. Anlayacağınız, kim kimi denetleyecek
Seçimler ilgili mevzuatlar gereği yargı gözetiminde, gizli oy ve açık sayım esasına dayansa da hatta tüm üyelerin seçme/ seçilme hakkı olsa da çeşitli usulsüzlüklerle kapalı devre işleyen sistemle oylamaların yapıldığı aşikar! Sendika içi muhalefetin engellendiği ve seçim sistemlerinin delege oyunlarıyla mevcut yönetimler lehine kilitlendiği bu yapılarda, işçi aidatlarıyla finanse edilen devasa bütçeler kontrolsüz güç alanlarına dönüşüyor. Kimi başkanınaylık geliri astronomik boyutları çoktanaşmış durumda... Türkiye'de şirket kuran her işletme ticaret ve sanayi odalarına, borsalara kayıt yaptırmak, milyonlarca çalışan ise sendikalara aidat ödemek zorunda. Ancak kapısının önünden dahi geçmediği kurumlara her yıl yüklü miktarda zorunlu ödeme yapan esnaf, tüccar, işçi ve memurun toplanan devasa kaynağın nereye harcandığına ilişkin sorgulama hakkı yok.