Semiha Berksoy Türkiye Cumhuriyeti'nin "ilk kadın opera sanatçısı" unvanına sahip güçlü bir dramatik soprano. Tiyatro sahnesinde canlandırdığı her role boyut katan bir oyuncu. Ve döneminin, dönemlerin ötesinde bir ressam... İç dünyasının, sevdalarının, tutkularının, sanata bakışının dışavurumu olan tabloları ise dünyanın belli başlı bienallerinde, müze ve galerilerde sergileniyor. Hayranlık uyandırıyor. Tıpkı şu günlerde; ocak sonunda İstanbul Modern'de açılan ve Eylül 2026'ya kadar sürecek olan "Tüm Renklerin Aryası" sergisinde olduğu gibi.
ETKİLEYİCİ, DUYGUSAL BİR ARYA...İstanbul Modern'in yönetim kurulu başkanı Oya Eczacıbaşı, Semiha Berksoy'dan söz ederken onu; "Türkiye sanat tarihinde kadın sanatçıların öncülüğünü temsil eden benzersiz bir figür" olarak tanımlıyor. "Berksoy'un yapıtlarının merkezinde bireysellik, tutku ve özgün ifade biçimi yer alıyor" diyor.
Serginin şef küratörü Öykü Özsoy Sağnak; bu çalışmanın Berksoy'un "çok yönlü kariyerinin genişliğini ve etkisinin derinliğini keşfetmek için bir alan" sunduğunu vurguluyor. Küratör Deniz Pehlivaner serginin kalbi niteliğindeki Kırmızı Oda'dan söz ederken "Tıpkı bir opera salonunda olduğu gibi ona arzu ettiği biçimde bir sahne kurmayı amaçladık" diyor. Hamburger Bahnhof Berlin Ulusal ağdaş Sanat Müzesi Sanat Direktörü Dr. Sam Bardaouil'in saptaması ise Semiha Berksoy'un yapıtlarının "Modern sanatta türler arası geçişkenliği, duygusal yoğunluğu ve kişisel mitolojiyi merkeze alan bir sanat tarihi bakış açısını zorunlu kılar" doğrultusunda. Akademisyen Ayşe Güngör'ün izlenimleri de Berksoy'un yapıtlarında "Başlıca malzeme olarak kendisini, çevresindekileri ve deneyimlerini kullanır" doğrultusunda.
SEMİHA BERKSOY'UN DOSTU OLMAKBen, onun dostu, arkadaşı olarak ve bu durumdan onur duyduğumu vurgulayarak farklı bir açıdan paylaşmak istiyorum Semiha Berksoy'a dair duygularımı, düşüncelerimi. Yaşamının ayrılmaz bir parçası kıldığı sanatsal formlar arasında sanki operanın ayrı bir yeri vardı. Mezar taşına bile vefatından çok önce bunları yazdırmıştı: "Semiha Berksoy: Opera primadonnası. Yüksek dramatik soprano. Ressam ve tiyatro sanatçısı. Ankara Devlet Operası başartisti." Operaydı onun ilk göz ağrısı. Her zaman opera dünyasında parlak bir yıldız olduğundan söz ederdi. Nasıl da coşkuyla anlatırdı "Özsoy" Operası'nda Atatürk'ün huzurunda Ayşim rolünde sahneye çıkışını ve de sonrasında önünde Berlin kapılarının nasıl açıldığını. Ülkesine âşık bir kadındı, döndü. Kalmadı Berlin'de. Devlet operasında önüne konan engeller yıldırmadı genç kadını. Özgür bir yapıya sahipti. Savaşçı bir ruhu vardı. Pes etmedi. ünkü ender bir sese sahip olduğunun bilincindeydi ve hakkıydı övgüler onun. Atatürk'ün, Nâzım Hikmet'in, Nimet Vahit Hanım'ın, Carl Ebert'in, ses uzmanı Prof. Paul Lohmann'ın, Berlin Operası başrejisörlerinden

22