DEM'in prosedür kongresi ve ötesi

DEM Parti, 20 Eylül'de planladığı, parasını bile yatırdığı 5. Olağan Kongresi'ni öne çekti. Partilerin kongrelerini ötelenmesi 'zaman kazanma' olarak görülüp, yadırganmaz. Bu sefer de bir zaman kazanma söz konusu. Ama beraberinde düşünmeye sevk eden başka gelişmeler de var.

İmralı Heyeti Üyesi Pervin Buldan, 6 Eylül'e alınan kongreyi "formalite" olarak tanımladı. Tüzük gereği yapılması gereken teknik bir kongre. Eş Başkan Tuncer Bakırhan ve Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan da, "büyük dönüşüm kongresi"nin hazırlık kongresi olarak tarif ettiler.

DEM Parti, çok daha önce yapması gereken ancak iki yıldır devam eden süreci etkilemesin/etkilenmesin diye ertelediği kongresini öne çekti. İlk plan, her şeyin sorunsuz ilerlemesi halinde, PKK'nın silah bırakmasına bağlı olarak partinin adından kadrolarına, tüzüğünden programına değişip, dönüşeceği bir kongre yapmaktı. Böylece PKK lideri Abdullah Öcalan'ın "dar, mahallî" bulduğu DEM, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi Kanunu'nun Meclis'te kabul edilmesine paralel olarak, cezaevinden çıkacak ve yurt dışından geleceklerle takviye edilerek, "daha merkeze" hitap eden, dolayısıyla büyüyen, genişleyen, Öcalan'ın "tahayyülünü" kapsayan yeni bir hâl alacaktı.

Yasanın çıkması kadar, uygulamasının da silahların bırakılmasının teyit ve tespiti koşuluna bağlanmasının "zaman alabileceği" anlaşıldı. Öcalan'ın DEM'e ve "sürecin gidişatına" ilişkin değerlendirmelerinin de yansıtılmasına ihtiyaç duyuluyor. PM ve yöneticilerde sadece ölüm gibi, zorunlu hâllerin gerekli kıldığı boşlukların doldurulacağı kongre yapılacak. Bu yüzden sadece delegeler bulunacak, halk katılmayacak. Asıl kongre Nevruz öncesinde yapılacak. 'Nevruz'dan sonra seçim havasına girilir' denilerek, ondan önce seçime götürecek ekibin belirlenmesi gerektiği vurgulanıyor.

Kademeli kadro tayini

Okurun zihninde "kadroların partiye dahli" yeni soruları doğuruyor. Açalım. "Dağdakilerin" silahlarını nerede, nasıl bırakacağı, Türkiye'ye nasıl girecekleri, cezaevinden tahliyeler ve yurt dışından gelişlerin de cevapları merak ediliyor.

Yaptığım bir dizi görüşmeden edindiğim izlenim, teyit ve tespite bağlı olarak MGK'dan beklenen karar çıkıp yasa uygulamaya girdiğinde, ne binlerce kişinin bir gün ya da haftada sınır kapılarından giriş yaptığını, ne de cezaevlerinden çıktığını göreceğiz.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığındaki Takip ve Değerlendirme Üst Kurulu kadar, altında görev yapacak ve Öcalan'ın da içinde yer alacağı anlaşılan Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Komisyonu, Türkiye'nin üzerine "kadro bocası olmamasını", kademeli ve kontrollü bir aşama yönetimini sağlayacak. PKK ya da uzantıları içinde olan/anılan kimse öyle elini kolunu sallaya sallaya gelmeyecek, "ben de varım" diyemeyecek. Bu 'Habur benzeri görüntülerin' yaşanmaması için 'yönetilecek' bir aşama olarak değerlendiriliyor.

Bu bize tek tek isimler bazında Öcalan'ın da devletin-yürütmenin de müzakeresine ve onun sonuçlarına ilişkin veri sunacak. İlk kimler gelecek, kimler sonraya bırakılacak gibi.

Öcalan'ın "rolü"ne ilişkin abartılı yakıştırmalar ne olursa olsun, olası direnişleri, pürüzleri yönetmek, kimin ne ile görevlendirileceği, sınırlandırılacağı da onun sorumluluğunda olabilir. Sahada (Erbil, Süleymaniye, Avrupa vb.) onun talimatlarını yürütecek bir ekip olması da şaşırtıcı olmaz. Silahların ve mühimmatın teslimi ile mağaraların boşaltılması faaliyetleri ağırlıkla KDP ve KYB'nin sorumluluk alanında gerçekleşecek.