Tarım Kredi...

Lise öğrencisiydim.

Hafta sonu evci çıkmıştım. Devletin biz, yatılı öğrencilere her ay verdiği aylığı Ali Rıza Dedem'e vermiştim. Hiç param kalmamıştı.

Evimizin önünden geçen ve "şoş" dediğimiz şose yolun kenarında sırtımı taşla örülmüş yüksek çepere yaslamış duruyordum.

Önümden komşumuzun Almancı torunu geçti. Saçları parlıyordu. Kıyafetleri rengarenkti ve hiç yırtık yoktu. Elinde siyah bir araba vardı. "Kara Şimşek" dizisinin müziğini mırıldanıp, arabasını yola bastırarak geri geri çekip bırakıyordu. Araba biraz ilerliyor, çukurlara takılıp kalıyordu. "Nayn nayn..." diye ağlamaklı olunca da babası, "Oğlum, o araba Almanya'nın yollarına göre yapılmış, burada gitmemesi ondan" dedi ve eve çağırdı.

Bir süre bizim çakıl taşlarıyla düzleştirilmiş şoşa bakıp Almanya'daki yolların nasıl olduğunu hayal etmeye çalıştım.

Dalmıştım ki sınıf arkadaşımın sesini duydum:

"Ola Çito gene ne hayallere dalıfsan"

(Çok zayıf olduğum için dedem adımı çitlenbik koymuş, yakın arkadaşlarım da kısa olsun diye çito diye seslenmeyi tercih ediyordu.)

"Nereye gidiyorsun" dedim.

"Kazaya" dedi.

(Bizim ilçenin değişik bir planı vardı. Eti yenilmiş bir balık kılçığı düşünün. Kılçık kısmının omurgası yaklaşık üç kilometrelik bir yoldu. Kılçıklar ise yolun kenarında karşılıklı evler ile arkasındaki "napızar" dediğimiz bostanlar...

Kılçığın kuyruk kısmında geçmişte Malakan Vaso Dayı'nın işlettiği iki adet su değirmeni vardı. Biri aşağı diğeri yukarı değirmen.

Kılçığın baş kısmı ise dükkanların, hükümet konağının, kahve ve lokantaların olduğu yerdi. İşte o bölüme "kaza" derdik. Kazaya yakın yerlerde oturanlar şehirli, biz ise köylü gibiydik. Bütün ihtiyaçlarımızı kazada giderirdik. Bizim evden kazaya iki kilometre yürümek zorundaydık. Benim kazadaki en büyük eğlencem merhum Ali Amca'nın radyo tamir dükkanına gidip, radyoları nasıl tamir ettiğine bakmaktı.)

Arkadaşıma kazada ne yapacağını sordum.

Gülerek "Para kazanacağım" dedi. Kendisiyle Kars'ta sinemaya gitme planları yaptığımız için ben de hemen atladım:

"Ben de gelip kazanayım."

Sohbet ede ede kazaya kadar yürüdük.

Bir başka sınıf arkadaşımızın babasının işlettiği ve bizim de arkadaşımızı kızdırmak için "sinekli bakkal" adını taktığımız dükkânın yanında devasa bir TIR gördük.

Tarım Kredi Kooperatifi'ne gübre getirmişti. TIR'ın kasasının yan tarafı açılmış, yere kadar uzun bir tahta uzatılmıştı.

Kooperatif Başkanı başta cüssemi beğenmedi ve gübre çuvallarını kaldıramayacağımı düşündü. Ancak gübre çuvalını tuttuğum gibi sırtıma atıp kamyondan gübrenin istiflendiği alana kadar götürünce yapabileceğime inandı. Sırtımda gübreyle o tahta üzerinde gayet dengeli yürümem de endişelerini gidermişti.

Ne yalan söyleyeyim, bütün yaz tarlada yaylada çalışan biri olarak bu tür ağır işlere hazırlıklıydım ve hiç zorlanmadım.

Koca TIR'ı birkaç çocuk boşalttık. Bize vadedilen parayı alıp cebimize koyduk.

Dedem böyle bir şey yaptığımı duysa "Muhtar Ali Rıza'nın torunu öğretmen Zeki'nin oğlu amelelik mi yapar" der ve çok kızardı.