Gazeteciliğin en güzel tarafı sokağın nabzını tutmaktır.
Değişik nedenlerle Anadolu'yu geziyorum ve gördüğüm en önemli durum, derin ekonomik krizin yurt sathında yoğun ve can acıtıcı bir şekilde hissedildiğidir.
Üstelik, iktidarın ülkeyi bu krizli ortamdan çıkaracağına dair vatandaşta umut yok.
Vatandaş, iktidarın yapay gündemleriyle de ilgilendirmiyor.
Buna karşın, iktidar kendi gündemini yaratma konusunda ısrar ediyor.
Anayasa değişikliği de bu gündem maddelerinin başında geliyor. Biz istediğimiz kadar "vatandaşın gündeminde geçim derdi var, Anayasa yok" desek de iktidar Anayasa değişikliği planından vazgeçmiyor.
TBMM'deki 1 Ekim açılış günü resepsiyonunda AK Parti Genel Başkanvekili Efkan Ala'yla sohbet ettik. Gündemimiz Anayasa değişikliğiydi.
İkimizin de ortak tespiti, demokrasinin eksik ve sorunlu olduğu yere yabancı yatırım gelmeyeceği, ekonomik krizin demokrasi sorunundan bağımsız olmadığı yönündeydi.
Efkan Bey, Anayasa değişikliğinin bu nedenle gerekli olduğunu savunurken ben ısrarla "önce mevcut Anayasa'yı uygulamanız gerekmiyor mu" diyordum ve Anayasa Mahkemesi'yle yaşanan sorunları hatırlatıyordum.
Ala, eleştiri içerikli tespitlerimi dinledikten sonra şöyle dedi:
"Bakın, bu dahi Anayasa'nın değişmesi gerektiğinin bir kanıtıdır. Bir konuda iki ayrı yorum yapılıyor ve iş bu hale geliyor. Bizim bu durumların yaşanmasını önleyecek net bir Anayasa metnine ihtiyacımız var."
Ben Anayasa'nın 153. maddesinde muğlaklık olmadığını, hükmün açık bir şekilde AYM'nin kararlarının bağlayıcı olduğunu ve herkesi bağladığını belirttim.
Daha sonra TBMM'de Anayasa değişikliği yapılacak bir ortam olmadığını anımsattım.
Zira bütün partiler ayrı telden çalıyor ve hepsini bir araya getirecek bir masanın kurulmasının çok zor olduğunu düşünüyorum.
Ala'nın bu yorumuma da cevabı vardı:
"Uzlaşma, farklı görüşler arasında olur. Bizim de ihtiyacımız olan uzlaşmadır. Aynı görüşü savunan iki partinin yazdığı bir metindense farklı görüşteki partilerin uzlaştığı ortak bir metin daha yararlıdır."
Efkan Ala'nın bu sözleriyle son günlerde yaşananları bir araya getirdiğimde şunu düşündüm:
İktidar Anayasa konusunu öylesine, ekonomik kriz gündemini perdelemek için gündeme getirmiyor.
Gerçekten gelecek günlerde bir Anayasa değişikliği hedefliyor.
Bunun için de TBMM aritmetiğini lehine çevirmeye çalışıyor.
MHP lideri Devlet Bahçeli'nin 1 Ekim 2024 günü TBMM açılışında DEM Partililerle tokalaşması, bunu Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın açılış konuşmasından ilham alarak yaptığını söylemesi bunun en önemli kanıtıdır.
Mevcut Anayasa'ya göre Anayasa değişikliği 360 oyla yapılırsa referanduma götürülmek zorunda.
400 oyla yapılırsa da referanduma gerek kalmadan değişiklik yapılabiliyor.
TBMM'de şu anda 594 milletvekili var. Bunlardan 265'i AK Parti'nin. İttifaktan MHP'nin 50, HÜDA PAR'ın 4, DSP'nin 1 milletvekili var. Bu da toplamda 320 ediyor.
Erdoğan, 400'ü bulamasa da 360'ı bulup referandumlu bir Anayasa değişikliği yapmak niyetinde. Bunun için de ittifaktan fire vermeden en az 41 milletvekilini daha ikna etmek zorunda. Gelecek, DEVA ve İYİ Parti'den ikna edilebilecek milletvekilleri olduğu konuşuluyor ama onların desteği Erdoğan için yeterli değil.
Bu nedenle 57 milletvekili olan DEM Parti'nin desteğini almak en kolay yol gibi görünüyor.
Erdoğan'ın 1 Ekim'deki TBMM açılış konuşması, Bahçeli'nin o konuşmadan sonra "barış" mesajı vermeye başlaması, bununla da yetinmeyip DEM Partililerle tokalaşması, Anayasa değişiklik sürecinin başlatıldığını gösteriyor.
İster inanın ister inanmayın, Erdoğan iktidarını uzatmak için bir defa daha plan kuruyor.
Planda bir değişiklik olmazsa, DEM Parti ile yeni bir "barış" süreci başlatılabilir. DEM Parti de çok sevdiği

136