Bir kayyumun anatomisi!

Türkiye demokrasinin, hukuk devletinin ayaklar altına alındığı bir günü geride bıraktı. Önce olayları anımsayalım:

- İstanbul polisi, suç örgütü liderleri muamelesi yaptığı Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer'i şafak baskınıyla gözaltına aldı.

- Özer, polis ifadesinden sonra savcılığa sevk edildi.

- İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı da kendisini aynı gün nöbetçi sulh ceza hakimliğine tutuklama talebiyle sevk etti.

- Mahkeme tutuklama kararı verdi.

- İçişleri Bakanlığı daha yargı süreci devam ederken Beyoğlu Belediye Başkanı'nı kayyum olarak belirledi. Tutuklama kararından sonra da Özer görevden alınırken İstanbul Vali Yardımcısı yapılan Beyoğlu Kaymakamı Esenyurt Kayyumu olarak açıklandı.

Bunların tümü 24 saat içinde oldu.

Bu kadar önemli gelişmelerin yaşanması medeni bir ülkede aylar sürer, yer yerinden oynardı. Biz ise bütün olumsuzlukları, bütün hukuksuzlukları "ya öylemi" dercesine kabullendik.

Oysa İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının mahkemeye gönderdiği yazıdaki 5 gerekçe, bir belediye başkanının görevden alınmasını ve tutuklanmasını sağlayacak unsurları içermiyordu.

Gelin madde madde bakalım:

1- Diyarbakır Cezaevinde elde edilen delil: 2014'te yapılan İmralı görüşmesinin notları. (O görüşme bizzat Erdoğan'ı

görüşmeye katılan Pervin Buldan ile İdris Baluken devletin gözetiminde Kandil'e gitti.)

2) Memmet Kaya'ya başsağlığı ve Mebya-Der binasına giriş:

Ahmet Özer'e biri Mehmet Kaya'nın annesinin öldüğünü bildirmiş ve başsağlığı dilemesini önermiş. O da telefon edip başsağlığı dilemiş. Görüşme sırasında "Sizin gibi yiğit evlatlar yetiştirdi" demiş. Savcılık ve mahkeme Özer'in bu sözle Mehmet Kaya'nın PKK'lı kardeşleri için "yiğit evlatlar" ifadesini kullandığı yorumunu yapmış.

(Bu arada Özer'in binasına girdiği belirtilen Mebya Der'in KCK yapılanmasında yer aldığına dikkat çekilmiş. İlginçtir, ilgili bölümde 10 yıl önce çözüm sürecini engellemek isteyen, Hakan Fidan'ı dahi göz altına almaya çalışan FETÖ'cü savcıların hazırladığı KCK yapılanması şemaları kullanılmış.)

3) Para hareketleri:

Belgede 40 bin dolarlık ve 482 bin 750 liralık iki para transferi yer alıyor.

(Bu miktarları hayatın olağan akışına aykırı bulan savcıların ülkedeki kira fiyatlarından haberi olmadığı anlaşılıyor.)

4) Remzi Kartal'la görüşme:

Savcılığın gözaltıyla ilgili açıklamasında Özer'in 694 örgüt üyeliğinden adli işlem görmüş kişiyle görüştüğü yazılmıştı. Tutuklama talebinde ise "PKKKCK terör örgütünden adli olan 694 farklı kişi ile iletişiminin olduğu..." gibi tuhaf bir ifade yer alıyor. "Adli olan" ifadesi büyük ihtimalle "adli kaydı olan" ifadesinin sehven yazılmış hali. Bu kişilerin PKK üyesi olup olmadığına dair kesinleşmiş bir yargı kararı olup olmadığıysa meçhul.

Diğer taraftan Remzi Kartal'la 14 görüşmeden söz ediliyor.

Yazıda kullanılan çizelgeye göre Remzi Kartal ve Ahmet Özer arasındaki iletişimin altısı mesaj, yedisi arama.

Bunlardan ilk iki telefon görüşmesi 29 Ağustos 2015'te 14:32:54'te yapılmış. Sonraki üç telefon görüşmesi 14:34:11'de gerçekleşmiş. 30 Ağustos 2015 günü yapılan üç görüşme ise 16:35:09 ve 16:35:10'da...

Görüşmelerin saatleri konusundaki karışıklık bir yana, iletişimin 2015'te gerçekleşmiş olması dahi iddiayı boşa düşürüyor.

O tarihte PYD Eş Başkanı Salih Müslim Türkiye'yi su yolu etmişti. Remzi Kartal ise çözüm sürecinde aktif rol oynayıp süreci yöneten Türk yetkilerle sürekli görüşmüştü.

5) Rojda Şenses konseri: Savcılığın iddiası, 5 Ekim'de Esenyurt meydanından verilen konserde Öcalan lehine sloganlar atıldığı yönünde.

Slogan atanların sorumlusunun Ahmet Özer gösterilmesinin tuhaflığı bir yana, ben size 2012-2015 yılları arasında Öcalan lehine AK Partililer tarafından kurulan bazı övgü sloganlarını anımsatmak istiyorum:

"PKK ve IŞİD terör örgütleri değil, politik hareketlerdir."

"Öcalan'ın mesajları bizim de düşüncemiz."

"Öcalan olayları okuma tecrübesine sahip."

"Sayın Öcalan demeyi ve PKK bayrağı açmayı suç olmaktan çıkardık."