Ateşle oynamayın!

İzmir başta olmak üzere birçok yerde çıkan ve zamanında söndürülemeyen yangınları takip ederken şunu düşündüm:

Her yıl aynı şey yaşanıyor.

Yangınların çıkış nedenleri hep aynı.

Yangınlara zamanında ve yeterli müdahale edilememe nedenleri hep aynı.

Yangınla mücadelede yetersiz kalan yöneticilerin, kendilerini kurtarmak için ürettikleri bahaneler hep aynı.

Halkın yangınlara tepkileri hep aynı.

Yangından etkilenen yerlerin akıbeti hep aynı.

Neticede yangınlar başlıyor, yayılıyor, söndürülemiyor.

Yanan bölgeler imara açılıyor. Ormanlar yandıklarıyla, halk yakarışlarıyla kalıyor.

Yangınlar bu yıl sıraladığım bu sonuçlar dışında başka çarpıcı durumları da ortaya çıkardı.

Bunlardan ilki yıllardır kutuplaştırma siyasetinden beslenen iktidarın attığı "kin" tohumlarının meyvelerini daha net görmeye başlamamızdı.

Şu tür sosyal medya mesajlarına tanık olduk:

"Ormanlara hayvanlara üzülüyorum, İzmirlilere zerre kadar üzülmüyorum."

"İzmir'de son durum! Mustafa Kemal Yardımcıları olsun."

"Gavur İzmir yanıyor söndürmeyin..."

"Gavur İzmir yanıyormuş. Kurtuluşu 9 Eylül değil 19 Ağustos olsun."

Kim bunları yazacak kadar vicdansız ve acımasız olabilir ki

Ne yazık ki bu vicdansız ve acımasız insanlarla birlikte yaşıyoruz. Aramızda dolaşıyorlar.

Hangi siyasi ideoloji böyle bir nefreti besleyebilir ki

Ne yazık ki bu insanlar iktidar tarafından pohpohlanıyor ve sırtları sıvazlanıyor.

İkincisi ise bir taraftan bu korkunç düşmanca zihniyet korunurken muhalif görüşlere hayat hakkı tanımayan bir adalet yaklaşımının olması.

Bakın bu mesajları atanlarla ilgili hiçbir şey yapılmazken, sırf iktidar mensuplarını eleştirdiler diye gencecik insanlar hapse atılıyor.

Yukarıda aktardığım mesajların sahiplerine dokunulmazken, şu mesaj nedeniyle şair Nevzat Çelik'in evine polisler gitti ve kendisini gözaltına aldı:

"Canım İzmir yanıyor, Gavur İzmir değil, Türkiye yanıyor...

Koltuğuna yapışmış iktidar, aynada saçını tarıyor..."

İzmirli genç Dilruba ise kendisine uzatılmış bir mikrofona söyledikleri nedeniyle apar topar gözaltına alınıp tutuklanmıştı.

Dilruba için birkaç günde iddianame hazırlanması, eylül ayına duruşma günü belirlenmesi adalet tarihimizde görülmemiş bir hız olsa gerek.

Yangınlardan etkilenen, çaresiz bir kadın, kendisine uzatılan mikrofona konuşuyordu:

"Bize bakan yok zaten. Bu, yani fakir memleket olduğu için ilgilenen yok. Zengin olsak ne işimiz var burada Bak (şehirdeki gökdelenleri göstererek) gider gökdelenlerde otururuz. Allah kahretsin. İsterse alsınlar yani...

Bıktık hayatımızdan. Söyleyeni tutukluyorlar, söyleyeni tutukluyorlar.

Nereye götürecekler bunları cezaevini doldur doldur..."

Yangın mağduru köylü bir kadının çaresizce, hatta can havliyle konuşurken