Gündemin son kullanıcısı

Bugünlerde sık sık yeni gelişmelerle karşı karşıya kalıyoruz. Gündem epey yoğun; her olay, kendi yan başlıklarıyla birlikte yeni odak noktaları üretiyor. Bu yoğunluk içinde en çok tartışma yaratan mesele ise gündemin baş döndürücü bir hızla değişmesi ve kitlelerin yaşananları tartışıp sindirecek zamanı bulamaması.

Bu durum, beraberinde bir seçicilik sorununu da getiriyor. Gündemi kimin ya da hangi kurumun üzerinden takip edeceğiz Hangi olayı "önemli", hangisini tali sayacağız Hangi düşünceyi ya da yorumu benimseyeceğiz

Tüketim ürünleriyle -özellikle de teknolojiyle- ilgili kullanılan bir kavram vardır: Son kullanıcı. Bu kavram bir malı, hizmeti ya da teknolojiyi satın alan ve kullanan kişiyi ifade eder. Aynı zamanda, son kullanıcının ürünün üretim süreci, iç işleyişi ya da geliştirme mantığıyla doğrudan bir ilişkisi olmadığı anlamını da taşır.

Yani son kullanıcı, bir ürünle yalnızca kendisine sunulan işlevler ölçüsünde temas kurabilir.

Sanırım bugün haber tüketicilerinin gündemle kurduğu ilişki de giderek buna benzemeye başladı.

İnsanların gündemle ilişkisi doğal olarak inişli çıkışlıdır. Gün içinde boş bir zaman varsa veya söz konusu gelişme kişiyi öznel bir nedenle ilgilendiriyorsa bu ilgi artar. Kişi tarafsa veya gündemi takip etmeye özel bir merak duyuyorsa yine bir yoğunlaşmadan söz edebiliriz.

Ancak zamanımızın büyük bölümünü sosyal medya akışlarıyla doldurduğumuz bu çağda, odağımız "shorts" ve "reels" kısalığına inmişken tartışma, bağlam ve süreklilik gerektiren konulara uzun süre odaklanabilmek artık son kullanıcıdan beklenen iyimser bir olasılık haline geliyor.

GÖRÜNÜRLÜK TUZAĞI

Tam da bu noktada gündemin kim tarafından ve nasıl belirlendiği sorusu siyasal bir nitelik kazanıyor. ünkü gündem artık yalnızca "olan biten" değildir. Neyin görünür kılındığı, neyin görünmez bırakıldığıdır. Hangi olayın konuşulacağına karar veren mekanizma, aynı zamanda hangi olayın hızla unutulacağını da belirler.

Görünürlük bu anlamda tarafsız bir alan olmaktan çıkmış durumda. Herkesin konuşabildiği bir kamusal alan görüntüsü varken aslında yalnızca belirli biçimlerde konuşanların dolaşıma girebildiği bir düzenle karşı karşıyayız. Bu nedenle görünürlük, karşıt düşüncelerin alanını genişleten bir olanak değil, sınırlarını çizen bir denetim aracına dönüşüyor.

Burada karşımıza kritik bir ayrım çıkıyor: Konuşabilen muhalif ile makbul muhalif arasındaki fark.

Konuşabilen muhalif söz alabilir, ekranlarda yer bulabilir, tepki verebilir. Ancak bu tepki, sistemin meşruiyetini zedelemeyen, sınırları önceden belirlenmiş bir çerçevede kalır.

Makbul muhalif ise bu sınırları içselleştirmiştir. Tonu ölçülü, dili kontrollüdür. Rahatsız eder gibi yapar ama asla gerçekten rahatsız etmez.