Dikkatimizi geri satın almak

Dijital dünyanın ayrattığı küresel yorgunluğun çözümü yine dijital uygulamalar mı

Sosyal medyada son zamanlarda karşıma sık sık odaklanma sorunu, sürekli erteleme döngüsüne yönelik içerikler çıkıyor. Bu içerikler sözünü ettiğim sorunların iyileştirilmesine yönelik geliştirilen uygulamalarla ilgili ve artık siz de biliyorsunuz ki sosyal medya bu tip içerikleri hedef kitleye yönelik bir algoritmaya göre karşınıza çıkarma eğiliminde.

Dolayısıyla sosyal medyanın benimle ilgili böyle bir teşhisi olduğunu düşündüm ve konuyu araştırmaya giriştim. Sonuç olarak kendi adıma sevindirici, insanlık içinse kaygı verici bir sonuçla karşı karşıya kaldığımı söyleyebilirim.

ünkü konu yalnızca benim karşıma çıkan birkaç içerikten ibaret değil. Dikkat, erteleme ve zihinsel yorgunlukla mücadele etmeyi vadeden uygulamalar giderek büyüyen bir alan oluşturuyor. Örneğin EMEA (Avrupa, Ortadoğu ve Afrika) bölgesindeki erteleme karşıtı uygulamalar pazarının 2025'te 1,2 milyar dolar değerine ulaştığı, 2034'te ise 3.5 milyar dolara çıkmasının beklendiği belirtiliyor. Yıllık bileşik büyüme hızının da yüzde 11.3 olması bekleniyor.

Yani dikkatimizi kaybettiğimizi düşünüyor ve onu geri kazanmak için para harcıyoruz. Peki dünya çapında dikkatimiz gerçekten dağılıyor mu

Bu soruya kesin bir yanıt vermek zor. ünkü iki farklı kavram birbirine karışmış durumda: Biri klinik bir sağlık durumu olan dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), diğeri ise modern yaşamın getirdiği "kültürel ve dijital kafa dağınıklığı"nın bir sonucu.

DEHB ile telefonuna bakmak, bir işi ertelemek veya bir metni okurken dikkatin başka yere kayması aynı şey değil. Buna karşın sosyal medya ve diğer dijital mecralarda bu ikisini birbirinden ayırmak giderek zorlaşıyor. ünkü içerik üreticileri, "Her gün eşyalarını kaybediyorsan, odan dağınıksa ve işlerini erteliyorsan DEHB olabilirsin" gibi çok genel ve yüzeysel videolarla izleyicilerinin karşısına çıkabiliyor.

Sonuç olarak sosyal medya, modern insanın teknoloji yüzünden yaşadığı genel odaklanma sorununu alıp popüler bir etiket olan ADHD/DEHB ile ambalajlayarak bize sunuyor olabilir.

Karşımıza çıkan videoların sayısının bu kadar fazla olmasının nedeni de küresel olarak hepimizin telefon bağımlılığı yüzünden dikkatimizin darmadağın olmuş olması olabilir.

Öte yandan kökeni ne olursa olsun, odaklanma seviyemiz dünya genelinde ciddi soru işaretleri yaratıyor ve yakın gelecekte de günlük yaşamlarımızda en çok konuşulan konulardan biri olacak gibi görünüyor.

DİKKATİMİZ NE KADAR SÜRE BİZDE

Bu alanda yapılan araştırmalardan biri oldukça çarpıcı: Psikolog Gloria Mark ve çalışma arkadaşlarının araştırmalarında, 2004'te insanların bilgisayar ekranındaki bir içeriğe ortalama 2.5 dakika odaklandığı görülürken, 2016-2020 döneminde bu sürenin yaklaşık 47 saniyeye kadar düştüğü ölçüldü.

Bu, insan beyninin artık yalnızca 47 saniye dikkat edebildiği anlamına gelmiyor. Ölçülen şey, ekran üzerinde bir içerikten diğerine geçmeden önce aynı içeriğe ayırdığımız süre. Ekran artık yalnızca baktığımız bir şey değil. Sürekli başka bir şeye çağrıldığımız bir ortam.

Sosyal medyadaki 15 saniyelik videolar, sürekli gelen bildirimler ve sonsuz kaydırma (infinite scroll) refleksi dikkatimizi sürekli yeni bir uyarana yöneltiyor. Bir video bitiyor, diğeri başlıyor. Bir uygulamadan diğerine geçiyoruz. Sonuç olarak dikkatimizi bölmeyi alışkanlık haline getiriyoruz.

Bunun sonucunda, uzun süreli ve çaba gerektiren kitap okumak, rapor yazmak gibi işler daha sıkıcı gelmeye başlayabiliyor. Beyin hemen daha hızlı ve daha kolay bir uyarana kaçmak istiyor.

Burada artık yalnızca bir telefon kullanımından değil, gündelik yaşamın çalışma biçimimizi değiştirmesinden söz ediyoruz.

Dünya genelinde internet kullanıcıları günde yaklaşık 6 saat 40 dakika ile 7 saat arasında çevrimiçi kalıyor. Bu sürenin tamamı sosyal medyada geçirilmiyor. İş, eğitim, iletişim ve gündelik gereksinimler de bu sürenin içinde. Ancak ekranın yaşantımızın ne kadar büyük bir bölümünü kapladığını görmek açısından bile oldukça çarpıcı.

UYGULAMALAR ÖZÜM MÜ

Bunun bir sonucu olarak dijital yorgunluğu azaltmayı, dikkatimizi toplamayı ve erteleme alışkanlığımızı kontrol etmeyi amaçlayan uygulamalar da devreye giriyor veya girdiğini iddia ediyor.

Teknolojiden uzak kalmayı zorunlu bir görevden çok eğlenceli bir alışkanlığa dönüştürmeyi hedefleyen oyunlaştırılmış odaklanma uygulamaları var.

Uygulamaları tamamen engellemek yerine, onları açmadan önce beynimize düşünme payı bırakacak birkaç saniye kazandıran mikro farkındalık araçları var.

İrade gücünün yetmediği durumlarda uygulama ve web sitelerini belirlenen saatlerde tamamen kapatan engelleyiciler var.

Bir de "procrastination" olarak bilinen erteleme alışkanlığını yenmek için geliştirilen uygulamalar.

Bunda elbette başlı başına kötü bir şey olmayabilir. İnsan kendi davranışlarını değiştirmek için teknolojiden yararlanabilir. Ancak tuhaf bir döngü de kendiliğinden oluşuyor.