Ünlü modacının yıllar sonra yeniden modanın ışıltılı sahnesine dönüşünün engellenmesi Batı'daki güncel ve tarihsel açmazları da ortaya çıkardı.
John Galliano'nun ismi yeniden moda dünyasının gündemine girdiğinde tartışılan şey yeni bir seçkisi değildi. Metropolitan Museum of Art'ın (Met) 2027'de düzenlemeyi planladığı ve kariyerine adanacak "John Galliano: Horizons" sergisi, moda dünyasında büyük heyecan yaratırken kısa süre içinde ciddi bir tepkinin de odağına yerleşti. Sergi, 31 Ağustos'ta Galliano ve Met tarafından yapılan ortak açıklamayla iptal edildi.
Galliano'nun geçmişi bunun nedenini açıklıyor: 2011'de Paris'te antisemitik ve ırkçı sözlerinin kamuoyuna yansımasının ardından Dior'daki görevinden ayrılmak zorunda kaldı, rehabilitasyon sürecine girdi ve Fransız mahkemesinde nefret suçu kapsamında mahkûm edildi. Yıllar sonra moda dünyasına geri döndü ve 2014'te Maison Margiela'nın kreatif direktörü oldu. 2024'e kadar burada çalıştı. Yani Galliano'nun hikâyesi yalnızca bir düşüş hikâyesi değil, uzun bir geri dönüş hikâyesiydi.
Tam da bu yüzden Met'in sergisi sıradan bir mesleki geri dönüşten daha fazlası anlamına geliyordu. Ancak bir insanın yeniden çalışmasına izin vermek başka şeydir, onu yeniden kabul etmek başka!
Geçmişine karşın onu bir kurumun kültürel mirasının parçası olarak onurlandırması ise bambaşka. Ve bizi oldukça eski bir soruya götürüyor: Bir insan ne zaman affedilmiş sayılır
İNSAN DEĞİŞEBİLİR MİModern toplum bu soruya yanıt vermekte giderek zorlanıyor. Bir insanın geçmişte yaptığı yanlışın hesabını vermesi gerektiğini söylemek kolay. Özür dilemesi, sonuçlarına katlanması ve mümkünse değişmesi gerektiğini de söyleyebiliriz. Peki ya sonra
Değiştiğini nasıl anlayacağız Ne kadar zaman geçmesi yeterli Bir insanın yaptığı şeyin bedelini ödemesi, yaşamının geri kalanında aynı insan olarak kalması gerektiği anlamına mı gelir Yoksa insan dediğimiz varlığın en önemli özelliklerinden biri zaten değişebilmesi midir
Hristiyan geleneğinde Aziz Pavlus'un hikâyesi bu açıdan çarpıcıdır. Hristiyanlara zulmettiği anlatılan Saul'un Şam yolunda yaşadığı dönüşümün ardından Pavlus'a dönüşmesi ve daha sonra Hristiyanlığın en önemli figürlerinden biri haline gelmesi, Batı kültürünün en güçlü "düşüş ve yeniden doğuş" anlatılarından birini oluşturur. Buradaki fikir basit ama sonuçları büyük:
"İnsan, yaptığı en kötü şeyden ibaret olmak zorunda değildir."
Aziz Augustinus'un kendi geçmişini ve dönüşümünü anlattığı "İtiraflar" da yüzyıllar boyunca benzer bir düşüncenin güçlü örneklerinden biri olarak görüldü. Belki de insanlık uzun zamandır aynı soruyla uğraşıyor:
"Bir insanı geçmişiyle mi tanımlamalıyız, yoksa dönüşebilme olasılığıyla mı"
Hristiyanlıktan söz etmemin nedeni de tam olarak bu. Batı düşüncesinin oluşumunda son derece önemli bir yer tutan Hristiyanlık, insanın geçmişinin onun geleceğini bütünüyle belirlemek zorunda olmadığı fikrini güçlü biçimde işlemiştir.
AFFETMEK VE ONURLANDIRMAKGalliano konusunda da ortada yalnızca bireysel bir affetme aşaması yok. Bir insanın değiştiğine inanabilirsiniz. Hatta onun yeniden çalışmasına, üretmesine ve toplumun bir parçası olmasına izin verebilirsiniz. Ancak onu yeniden onurlandırmak farklı bir aşama.
Met'in planladığı sergi de kritik bir eşikteydi. Serginin amacı yalnızca Galliano'nun tasarımlarını sergilemek değildi. 40 yıla yayılan kariyerini, Givenchy ve Dior'dan Maison Margiela'ya uzanan yaratıcı mirasını yaşayan bir tasarımcı için son derece istisnai bir retrospektifle ele almaktı. Sergi yapılsaydı, Costume Institute'un yaşayan bir tasarımcıya adadığı yalnızca üçüncü retrospektif olacaktı.
Yani soru artık "Galliano çalışabilir mi" değildi. "Galliano yeniden kahramanlaştırılabilir mi" sorusuna dönüşmüştü. Belki de tepkinin asıl nedeni buydu. ünkü toplumların affetme kapasitesi ile kahramanlaştırma kapasitesi belli ki aynı şey değil.
Bir insana ikinci bir yaşam vermekle, onu ilk yaşamındaki bütün başarılarıyla yeniden taçlandırmak arasında ciddi bir mesafe var.
DEĞİŞEN SİYASAL ATMOSFERBurada tartışmanın yaşandığı dönemin daha geniş atmosferini de göz ardı etmemek gerekiyor.

7