ABD-İran müzakereleri artık bir yılan hikayesine döndü, sonu gelmiyor. ABD Başkanı aylardır devam eden süreçte en az 35 kez 'anlaşmaya yakınız' açıklaması yaptı. Buna mukabil İran tarafı hep temkinliydi ve her seferinde "Henüz o noktada değiliz"dedi.
Pakistan'da müzakereleri yakından bilen bir diplomatın ifadeleriyle ''19. yüzyıl Metternich diplomasisine döndük. Yeni düzende herkes eski gücünü koruma çabasında.''
Kilitlenme ve sonucu bir türlü görememe sebebimiz bu.
İki asır önce...
Diploması tarihinin en zor masalarından biri 1814'te Viyana'da kurulmuştu. Avrupa, Fransız İmparatoru Napolyon Bonapart'ın 20 yıl süren 'ihtirasının' yıkımını yaşıyor, savaş sonrası için yeni bir düzen arıyordu. O masada tüm tarafları yeni dünya resmine yerleştirmeye çalışan biri vardı: Avusturya- Macaristan İmparatorluğu'nun Dışişleri Bakanı Klemens von Metternich.
Fransa da savaşın mağlubu olarak o masadaydı. İngiltere kendi çıkarlarını korumaya çalışıyor, Rusya ve Prusya daha fazla toprak istiyordu. Büyük diplomat Metternich birbirleriyle çelişen/çatışan taleplerin içinden bir 'düzen' çıkartmaya çalıştı ve bunu başardı.
Eski düzen ve yöntem
Avusturya'da diplomasinin üstadı olarak kabul edilen Metternich, mutlak monarşileri korumayı, milliyetçilik ve liberalizm gibi akımları bastırmayı amaçlayan muhafazakâr bir dış politika izlemekle suçlandı. Bunlar doğruydu ama o devrin mantığı da buydu. Metternich, o masada savaşın mağlubu Fransa'yı dışlayan bir 'teslim anlaşmasının' peşinde değildi. Dediğimiz gibi uzun süreli bir barışın peşindeydi, 'düzen' fikrini savunuyordu.
Bugün Amerika-İsrail ve İran arasındaki savaş 'bölgesel' düzeyde görülebilir, ama etkileri itibariyle küresel sonuçları var. O sebeple bu savaşın da bir 'teslim anlaşmasıyla değil, bir 'düzen' ile neticelenmesi önemli. Ama çözüm arayışlarındaki gidişatın pek öyle olmadığı anlaşılıyor.
İki asır sonra...
Bu 'düzen' arayışlarında temel bir soru hep gündemdedir. Düzeni rakibi teslim olmaya zorlayarak mı yoksa onu denklemin içine alarak mı kuracaksınız
İsrail ve ABD'nin savaşa başlarken beklentileri İran'da rejimin çökmesi, hâkim oldukları 'sistemle' daha uyumlu bir Tahran yönetiminin ortaya çıkmasıydı. Yıllardır devam eden yaptırımlar, baskı politikası, nükleer programın 'sıfırlandırılması' gibi talepler, Tahran'ı sisteme entegre etmekten çok onu köşeye sıkıştırmayı hedefledi.
İran ise gücü yettiğince karşılık verdi, karşılık veremediği yerlerde de asimetrik araçlara yöneldi. Bölgesel vekiller ile hareket etti ve Hürmüz'ü bu mücadelenin en önemli cephesi haline getirdi.

15