Ateş çemberi daralıyor mu

2026'nın ilk günlerindeyiz ve sadece on gün geçmişken dünya derin kırılmaların yaşandığı bir sürece girdi. Donald Trump'ın 'barış' adı altında küresel düzene dayattığı politikalar pratikte farklı cephelerde 'kaos' üretiyor.

Türkiye ise zaten uzun süredir kuzeyden güneye, doğudan batıya uzanan çatışmaların ortasında. Mesele artık tek tek dosyalar değil, bu dosyaların iç içe geçmesi. Bu yüzden ateş çemberinin çapı daha da daralıyor.

Halep: Oyun sertleşti

Suriye'de korkulan oldu. 10 Mart mutabakatının uygulanmasında masada sonuç alınamayınca, sahada silahlar konuştu. Halep hattında PYD/YPG'nin hakimiyetindeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Şam arasında yaşanan çatışmalar sürecin her an kırılacağını gösteriyor.

İsrail, Esad sonrası Suriye'de fiili toprak kontrolünü genişletirken, Ankara'ya göre SDG'yi cesaretlendiren bir rol üstleniyor. Tel Aviv, bir yandan ABD arabuluculuğunda Şam'la güvenlik anlaşmasını müzakere ediyor, diğer yandan SDG'yi kendi oyun planına göre sahada tutmaya çalışıyor.

Şam–İsrail mutabakatı

Trump'ın bölgeye bakışı basit: Şam ayakta kalsın ama İsrail'i rahatsız etmesin; SDG sisteme entegre olsun ama silahlı kapasitesini kaybetmesin. Türkiye'nin güvenlik kaygıları ise bu öncelik listesinde alt sıralarda.

Washington–Tel Aviv hattında zaman zaman gerilim yaşansa da stratejik bağ kopmuyor. Bu nedenle Şam–Tel Aviv arasında 6 Ocak'ta Paris'te varıldığı söylenen mutabakat, bir güvenlik anlaşmasından çok Suriye'ye dayatılan bir 'çerçeve belgesi' niteliği taşıyor. Washington'un bilinçli şekilde gri bıraktığı alanlar ise sahada çatışma riski ile Türkiye'ye tehdidi artırıyor.

Kuzey Irak'tan mesajlar

Türkiye için hassas başlık "Terörsüz Türkiye" süreci. Suriye'ye kıyasla Irak'la görece dengeli bir dil kurulmuşken, Halep'te yaşananlar bu hattı da etkiliyor. Mesut Barzani "etnik temizlik" suçlamasında bulunurken Bafel Talabani "SDG'ye destek" çağrısı yapıyor. İsrail ise doğrudan Türkiye'yi hedef alan mesajlar veriyor. Suriye–Irak hattında Türkiye'ye karşı şekillenen bu diziliş, gerilimi tırmandıran bir boyut olarak öne çıkıyor.

Hizbullah'ın direnişi

ABD, Şam-SDG / Şam-İsrail dosyalarının yanı sıra Lübnan'da Hizbullah'ı silahsızlandırmaya yönelik süreci başlattı. Lübnan hükümetiyle varılan mutabakat, kâğıt üzerinde 'devlet egemenliği' söylemiyle sunulsa da sahadaki gerçeklik çok farklı. Hizbullah direnirken, İsrail mutabakata rağmen Lübnan'a saldırılarını sürdürüyor. Bu tablo, Lübnan'ı yeni bir cepheye dönüştürüyor ve Doğu Akdeniz'den Türkiye'ye uzanan güvenlik hattını daha kırılgan hale getiriyor.