Soros'un safında mı olunmalı

Atatürkçülüğün bağımsızlık ilkesi, komşu ülkelerdeki gelişmeleri 'sevip sevmememiz'nden çok emperyalist müdahalelere karşı direniş açısından değerlendirmemizi gerektirmiyor mu?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, Atatürkçü aydınların İran ve Macaristan gibi meselelere yaklaşırken emperyalist güçlere karşı direnişi desteklemesi gerektiğini savunuyor; çünkü bu, Atatürk'ün 'Ya istiklal ya ölüm' ilkesinin mantıksal sonucudur. Ancak, Soros Vakfı ve Demokrat Parti gibi aktörlerin Macaristan seçimlerindeki rolü henüz tam bilinirken, bu durumda 'halkın kendi seçimi' ile 'dış güçlerin müdahalesi' arasında ne kadarını ayırt edebiliyoruz?

Bu hafta, yakın coğrafyamızdaki önemli bir gelişmeyi, Bulgaristan seçimlerini yazmayı düşünüyordum. Fakat son aylarda, dünyadaki önemli bazı olaylar hakkında Atatürkçü kesimde de yanlış anlamalara denk geldiğim için bu yazıda bunlara değinmek istiyorum.

Birincisi, İran konusu. Atatürkçülüğün özüne baktığımızda Atatürk'ün değer yargılarının her şeyden önce tam bağımsızlık anlayışına dayandığını görürüz. Zira Atatürk, diğer hiçbir ilkesi için "Ya bu ilke, ya ölüm" demezken Kurtuluş Savaşı'nın başında, o en karanlık günlerde "Ya istiklal ya ölüm!" demiştir. Bu eksende, komşu ülkelerdeki gelişmelere bakarken bir, bu ülkelerin Türkiye'yle ilişkileri, bir de bu ülkelerin büyük devletlere karşı ne şekilde bir mücadele verdiğine bakılmalı. Her şey bir yana, sağduyulu bakış bunu gerektirir. Mesela, hiç sevmediğiniz, huyunu suyunu beğenmediğiniz komşunuzun evine güpegündüz bir hırsız girse, komşunuzu ve ailesini yaralayıp evde ne var ne yok götürse siz komşunuzu sevmeseniz bile "Oh olsun!" demek yerine endişeye düşersiniz. ünkü burada mesele, komşunuzun kim olduğu değil, bugün onun evine güpegündüz giren hırsızın yarın sizin de evinize girebilecek olmasıdır.

İşte, Trump'ın "bölgeye demokrasi getirme" gibi masallara da sığınma gereği duymadan, İran petrollerine göz diktiğini açıkça söyleyerek İran'a saldırdığı bu şartlarda, bazılarının "İran'ın mollalarını mı savunacağız" demesi sağduyulu bir yaklaşım olamaz. Mesele, bazılarının söylediği gibi "mollalardan medet ummak" değildir. Böyle bir durumda bir Türk aydınına düşen, bu açık işgale karşı direnen İran'ın yanında olmaktır. ABD'nin Ankara büyükelçisi açık açık ulus devlete meydan okurken İran'ın direnişini desteklemenin dışında bir seçenek olamaz.

Bir diğer yanlış, Macaristan konusunda. Seçimleri muhalefetin kazanmasından sonra bazıları, Macaristan'da halkın diktatörlüğe karşı zafer kazandığını söyledi (evet, Macaristan Başbakanı Orban, otoriter bir yönetim kurmuştu ama hangi diktatörlükte, oyların daha yüzde ellisi sayılmışken siyasi lider, seçim bozgununu kabullenip muhalefeti tebrik eder). Bazılarıysa seçimlerden önce Trump'ın Macaristan Başbakanı Viktor Orban'a açık destek vermesine rağmen seçimleri muhalefet liderinin kazanmasına bakarak Macar halkının emperyalizmi yendiğini söylüyor. İşte asıl itiraz gerektiren iddia, budur.

HANGİ EMPERYALİZM

Her şeyden önce Macaristan'daki seçimler, emperyalist iki merkez arasındaki güç mücadelesiydi: Bir tarafta, Orban'la ideolojik yakınlığı ve dış politik konularda tavır ortaklığı olan Trump yönetimi, diğer taraftaysa ABD'deki Demokratlar, İngiltere ve Avrupa Birliği (AB). Viktor Orban, AB'nin pek çok politikasına karşı olduğu için birliğin Macaristan'a fonları bloke edilmişti. Rusya'yla da dengeli ilişkileri savunduğu için Rus karşıtlığını savunan ABD'deki Demokratların, İngiltere'nin ve AB'nin hedef tahtasındaydı. Bu kesimler, Orban'ın muhaliflerine açık destek verdi. Dahası, dünya basınının büyük kısmı bu çevrelerin denetiminde olduğu için çoğu kişi, Macaristan'a bu yayın organlarının gözünden bakmış oldu.