Son beş yıldır tekrarladığım bir husus var: Rusya'yla Ukrayna arasında gerilimin artması, Karadeniz'de gerilimin artması demektir ve Karadeniz'de gerilimin artması, Türk boğazları konusunda gerek Batı'nın gerekse Rusya'nın Türkiye üzerinde baskıyı artırması demek olacaktır.
Karadeniz'in tek çıkış noktası, Türk boğazları. O nedenle Kardeniz havzasını etkileyen bir savaş, büyük güçlerin dikkatini Türk boğazlarına çekecek ve kendisini güçlü hisseden taraf Türkiye'den, Boğazlar'da Türk egemenliğini perçinleyen Montrö Sözleşmesi'nin getirdiği statüyü yumuşatmasını isteyecektir. İkinci Dünya Savaşı'nda bir taraftan Nazi Almanya'sı, diğer taraftan da Sovyetler Birliği, Türkiye'ye bu konuda baskılar yapmış ve savaştan hemen sonra, kendisini Avrupa'nın hâkimi hisseden Sovyetler Birliği, Türkiye'nin boğazları tek başına koruyamadığını iddia ederek Boğazlar'da bir üs talep etmişti. Stalin yönetiminin arlık Rusyası dönemini andıran bu talebi, Türkiye'nin NATO'ya savrulmasındaki en temel etken olmuştu.
2000'lerde, eski Doğu Bloku ve eski Sovyet ülkelerinden bazılarının ABD eksenine yaklaşması, Türk boğazları üzerinde bu sefer ABD baskısının artmasına yol açmıştı. O dönemde NATO'ya yeni giren Romanya ve Bulgaristan, ABD gemilerinin Karadeniz'de kalma süresinin uzatılmasını savunuyor, bu çerçevede Montrö'nün yumuşatılmasını istiyorlardı. Hatta o dönemki Gürcistan'da da yönetim, NATO üyeliğini hedefliyordu ve dönemin Gürcistan Ankara Büyükelçisi bana verdiği röportajda, Karadeniz'in statüsünün değiştiğini söylemişti.
2014'te Ukrayna'nın altının üstüne gelmesi, Rusya'nın Ukranya'nın Kırım Yarımadası'nı ilhak etmesi, yeni bir gerilimin habercisiydi. Karadeniz'de kazanın kaynadığının göstergesiyse 2021'in yazında bir İngiliz savaş gemisinin Karadeniz'de Kırım açıklarından geçerek Ruslara meydan okuması oldu. Bu olaylar, 2022'de yaklaşan fırtınanın habercisiydi. 2022 Şubatı'nda başlayan Rusya-Ukrayna savaşına Türkiye'nin arabuluculuk girişiminde bulunması ve daha savaşın ilk ayında İstanbul'da Rusya'yla Ukrayna temsilcilerinin bir araya getirilmesi hem Türkiye'nin hem de bölge ülkelerinin çıkarına hitap ediyordu. Fakat dönemin İngiliz Başbakanı Boris Johnson aceleyle Kiev'e gelerek Ukrayna yönetimini Rusya'yla müzakere yapmamaya teşvik etmiş, bunun sonucunda savaş bir çıkmaza girmişti.

3