Dünya Jeffrey Epstein'i konuşuyor.
Adasını, o adaya gelen ünlü ve güçlü isimleri, istismarı, işkenceyi, hatta cinayet iddialarını...
Epstein çocuklara yönelik fuhuş ağı kurmaktan yargılanırken 2019 yılında hücresinde ölü bulundu.
İddia o ki, savcılık ile işbirliği yapmayı kabul etmişti.
O günden bu yana soruşturmanın şeffaf yürütülmesi için büyük mücadele var.
ABD Adalet Bakanlığı hafta sonu 3 milyondan fazla yeni belge yayınladı.
Bir kez daha kötülüğün sınırı olmadığıyla yüzleştik.
Her belge, her fotoğraf, her video, her tanıklık insanın yüreğini biraz daha sıkıştırıyor.
Okumaya, izlemeye, bakmaya mecali kalmıyor insanın.
Adaya hapsedilenler anlatıyor:
Ailesiyle tehdit edilenler, işkenceye uğrayanlar, günde 3-4 kez bazen Epstein'in, bazen başka nüfuzlu adamların istismarına maruz bırakılan çocuklar...
Herkes aynı cümleyi kuruyor.
"ok acı çektik."
Bu zulmün Türkiye'yle kesişen izleri de yine belgelerde.
Yayınlanan e-postalarda Epstein'le yazışan Türkiye'den isimler var.
İddialara göre kız çocukları "özel masözlük", "yüksek kazanç" vaadiyle kandırılarak Epstein'in istismar ağına dahil ediliyordu.
Mağdurlar, masaj seanslarının sistematik tecavüze dönüştüğünü anlatıyor.
Kimseyi doğrudan suçlu yapmaz elbette ama, kız çocuklarının "staj" yapmaları için Rixos Antalya'daki spa merkezine gönderildiği konusunda bir yazışma var mesela.
Ya da İhlas Holding'in CEO'su Mücahit Ören'in bir iş insanı ile randevu ayarlaması için Epstein'in suç ortağı ve sevgilisi Ghislaine Maxwell'e gönderdiği bir e-posta.
Ören'in Maxwell'e, cinsellikle özdeşleştirilen bir ifadeyle "Daha yaramaz (naughtier) olmak için senden öğrenecek çok şeyim var" diye yazdığı belge ortada duruyor.
***
Tepkiler hep aynı.
"Bu kadarı da olmaz."
"Dünya ne iğrenç bir yermiş."
"Herkes hesap versin."
Halbuki bu zulmün Türkiye ayağı yeni değil.
Tam tersine...
Yıllardır bilinen, belgelenen ama görmezden gelinen bir dosya bu.
2024 Ocak'ında ABD Adalet Bakanlığı'nın o dönemde yayımladığı sorgu tutanaklarıyla, Epstein'in özel jetinin Türkiye'ye de geldiği net biçimde kayıtlara geçti.
2009 tarihli bir sorgu tutanağı yayımlandı.
İfadede, Epstein'in pilotu Larry Visoski'ye sorulan soru açıktı:
"Bilgi ve inanca dayalı olarak; sanık Türkiye'den 18 yaş altı kız çocuklarını taşıdı mı Siz Epstein'e ait herhangi bir uçakla Türkiye'den kalkış yaptınız mı"
Zaman aralığı da özellikle belirtildi:
1998–2002.
Yani tam da 1999 depremi sonrası.
Visoski "Kayıtlara bakmam gerekir" dedi ama Türkiye'yi hatırlamadığını söyledi.
Avukat, hangi bilgiye dayandığını açıklamadı ama "somut bir şikayet" olduğu açıktı.
Fakat o şikayetin Türkiye'de karşılığı olmadı.
Üzerinden tam iki yıl geçti.
Hiçbir adım atılmadı.
***
Aralık 2025'te de ABD Adalet Bakanlığı yeni belgeler yayımladı.
Epstein'in uçağının 2010–2013 arasında Atatürk Havalimanı'na dokuz kez indiği ortaya çıktı.
Yolcu listeleri yoktu.
Kim geldi
Daha önemlisi: Dönüşte uçakta kimler vardı
Kaçak bir yolcu olabilir miydi
Muhalefet sordu.
Yanıt veren yine olmadı.
***
Belgeler yayınlanıyor, iddialar somutlaşıyor, uçuş kayıtları ortaya saçılıyor.
Ancak atılan ilk somut adım dün geldi.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Türkiye'den çocukların Epstein adasına götürüldüğü iddialarına ilişkin soruşturma başlattı.
Maalesef bu bilgi içimizi rahatlatmıyor.
Tam tersine, kritik bir eşiğe işaret ediyor.
ünkü bu ülkede daha önce de çok "soruşturma" açıldı.
Peki, sonra ne oldu
Günah keçileri bulundu.
Birkaç kişi yargılandı.
Dosyanın bütünü hiçbir zaman açılmadı.
Sistem sorgulanmadı.
Üst bağlantılar yok sayıldı.
Bazı soruşturmalar takipsizlikle sonuçlandı.
Bazıları zamana yayıldı.
Bazıları sessizce rafa kaldırıldı.
O yüzden bugün sorulması gereken soru şu:
Bu soruşturma gerçekten derinleşecek mi
Yoksa Epstein dosyası da, çocuklarla ilgili pek çok başlıkta olduğu gibi, "bakıldı, incelendi" denilerek üstü örtülen dosyalar arasına mı girecek
Yolcu listeleri açılacak mı
Uçuş kayıtları detaylandırılacak mı
İsimler tespit edilecek mi
Yoksa birkaç alt başlıkla sınırlı tutulup, esas meseleye hiç dokunulmadan mı kapatılacak
***
ünkü bu ülkede çocuklarla ilgili dosyalara baktığınızda, hep aynı tablo çıkıyor karşımıza.
İstismar, ihmal, ölüm...
Ardından birkaç tutuklama, birkaç sert cümle.
Ama sistem hiç değişmiyor.
Yenidoğan bebeklerin ölümü bile cezasız kalabiliyor.
Vitrine konulan birkaç isim yargılanıyor, kamuoyunun öfkesi yatışıyor; ama o ölümleri mümkün kılan mekanizma aynen çalışmaya devam ediyor.
Yurtlar, vakıflar, kurslar...
Hep aynısı...
2016'da Karaman'da Ensar Vakfı ve KAİMDER bağlantılı yurtlarda kalan 45 erkek çocuğun cinsel istismara uğradığı ortaya çıktı.
Sanık öğretmen yüzlerce yıl hapis cezası aldı.

3