Bedel var, adalet yok

İstanbul Başsavcısı'nın ağzından çıkan 'ünlüler ünlü olmanın bedelini ödüyor' cümlesi, bu ülkede kimin, neyin, ve niçin bedelini ödediği sorusunu açık bırakıyor?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Fatih Dönmez'in operasyonlarda ünlülere uyguladığı informalcezalandırma pratiğini başlangıç noktası alarak, Türkiye'de adaletin seçmeci, hesapsız ve kuralsız işlediğini ileri sürer. Siyasetçilerden kadınlara, madencilerden sabit gelirlilere uzanan örneklerle bedellerin ödenmesine rağmen hesap sormanın hiç yapılmadığını gösterir. Peki ya adalet sisteminin bu duruşu, güç dengelerinin tabii bir sonucu mudur, yoksa vicdani başkaldırıyı gerektirecek bir anomali midir?

"Ünlüler ünlü olmanın bedelini ödüyor."
Her yeni güne bir uyuşturucu operasyonu haberiyle uyanırken, o operasyonları yöneten isim kurdu bu cümleyi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı görevine Akın Gürlek'ten sonra getirilen Fatih Dönmez...
Geçtiğimiz haftalarda muhabirlerle bir araya geldiği toplantıda, devam eden operasyonlara dair görüşünü böyle özetledi.
Evinden sabahın köründe alınmak...
Polis ya da jandarma eşliğinde uyuşturucu testine götürülmek...
Henüz adli bir karşılığı bile oluşmadan sonuçların iktidara yakın medyaya "düşmesi"...

Afişe olmak...
Projeler kaybetmek...
Ama sonunda ortada hiçbir yargı sonucu olmaması...
Bunların hepsi, başsavcıya göre, "ödenmesi gereken bedeldi."

Yargılanmadan yargılanmak.
Hakim karşısına çıkmadan mahkum edilmek.
Terazisindeki denge şaşmış adaletin, en önemli koltuklarından birinde oturan biri söyleyince bunu...
İnsan ister istemez durup düşünüyor.
Ünlüler ünlü olmanın bedelini ödüyorsa...
Bu ülkede başka kim, neyin bedelini ödüyor acaba

***
İlk akla gelen en "olağanlaştırılan" cevap.
Belediye başkanlarımesela...
Seçilmenin bedelini ödüyor bu ülkede.

Sandıktan çıkmanın...

Halktan oy almanın...

Görünür olmanın bedelini.
Onlar da tıpkı ünlüler gibi...
Kapılarının ne zaman çalınacağını bilmeden yaşıyor.
O kaygıyla başlarını yastığa koyuyorlar.

Belki de bu ülkede...
Çete liderleri bile şafak vakti onlar kadar endişeli değil...
Siyasete girmenin bedeli...
Başarılı olmanın bedeli...
Halkın desteğini almanın bedeli...
Üstelik sadece kendileri değil...
Eşleri, kardeşleri, çocukları, anneleri, babaları, kayınbiraderleri, yeğenleri...
Bir siyasetçinin yakını olmanın bile bedeli var artık.

***
Yeni bir hayat için...
Okumak için...
Gelecek kurmak için başka şehirlere giden gencecik kadınlar...
Gülistan Doku.
Ondan 4 yıl sonra ölü bulunan en yakın arkadaşı Rojvelat Kızmaz.
Rabia Kabaiş.
Ya da polisin "Kızınız eylemlere katılıyor" telefonu sonrası babasının silahından çıkan kurşunla ölen ve yine "intihar etti" denilen İlayda Zorlu.
Veya Pınar Gültekin.
Emine Bulut.
Burada adını anamadığım daha nicesi...

Sadece yaşamak istiyorlardı.
Bu ülkede kadın olmanın bedelini ödediler.

***
Aileler...
Sabah öpüp koklayarak uyandırdığı, saçını tarayıp okula gönderdiği evladını...

Akşam morgdan teslim aldı.

Pamuklara sarıp sarmaladığı çocuğu...
Duyulmayan bir çığlığın içinde kayboldu.

Sofraya koyacağından vazgeçip çocuğuna ayakkabı alanların ülkesinde...
Çocuklar bu ülkede doğmanın bedelini ödedi.
Aileler...