Türkiye'nin İran sınırı

ABD/İsrail saldırılarına maruz kalan İran'ın gösterdiği asimetrik, beklenenden uzun süren tepki ve Hürmüz ile açtığı kart; sadece bölgeyi değil dünyayı etkileyen bir duruma dönüştü.

Bu gelişmeler, tüm odağı yani sorunu da çözümü de Hürmüz'e taşımışken, Türkiye-İran sınırına bakmak ve bu alanın hukuki durumunu tüm bu konular konuşulurken merak ettiğim için araştırdım, bugün sizinle paylaşmak istedim.

Sınır, yalnızca haritada çizilmiş bir hat değil. Bunun önemini ve güvenliğinin ne kadar kritik olduğunu Suriye'de gördük, görmeye devam ediyoruz. İran sınırının da bir geçmişi, bilinenleri ve unutulanları var.

ORTADOĞU'NUN EN ESKİSİ

Türkiye ile İran arasındaki sınır, Ortadoğu'nun en eski ve istikrarlı sınırlarından biridir. Temel hatları 1639 tarihli Kasr-ı Şirin Antlaşması ile çizilmiş olsa da sınırın fiziki ve hukuki gerçekliği yüzyıllar içinde sürekli değişmiştir.

İmparatorluklar döneminde sınırlar bugünkü gibi kesin koordinatlarla değil; dağlar, nehirler ve aşiret dengeleri gibi doğal ve beşeri unsurlarla belirlenirdi. Bu durum, özellikle I. Dünya Savaşı sonrasında oluşan otorite boşluklarıyla birlikte sınırın iki tarafında da ciddi güvenlik zafiyetleri ve kontrolsüz alanlar yarattı.

YENİ BİR HUKUK REJİMİ

Cumhuriyetin ilanıyla birlikte Türkiye'nin sınır politikası da şekil değiştirdi. Amaç artık sadece toprağı korumak değil, sınırı modern hukuki bir zemine oturtmaktı.

1926 ve 1928 antlaşmalarının ardından, 1932 tarihli Sınır Antlaşması ile bugünkü sınır hattı kesinleşti. Bu, yalnızca bir çizim değil, aynı zamanda tarafların birbirinin güvenliğini tehdit edecek unsurlara izin vermemesini taahhüt eden bir "sınır hukuku rejimiydi."

AĞRI İSYANI, 1932 ANTLAŞMASI

Bugün Gazze, Lübnan ve İran söz konusu olduğunda ABD ve İsrail'in bu hukuku nasıl çiğnediği ayrı ve acı bir gerçek olsa da uluslararası hukukta kural açıktır: Bir devlet, diğerinin toprak bütünlüğüne müdahale edemez. Sınırı aşıp müdahale etmenin istisnası, BM Şartı m.51'de düzenlenen meşru müdafaa hakkıdır.

Türkiye-İran sınırında bu teorinin pratiğe dönüştüğü en net olay 1930 Ağrı İsyanı'dır. İsyancıların İran'a geçmesi üzerine Türkiye sıcak takip istemiş, İran reddedince Türkiye meşru müdafaa hakkıyla sınır ötesi operasyon yapmıştır.

Bu krizin ardından imzalanan 1932 Antlaşması ile sınır arazide sağlamlaştırılmıştır.

Küçük Ağrı Dağı dâhil Ağrı Dağı'nın tamamı stratejik olarak Türkiye'ye geçerken, Van civarındaki Kotur bölgesi İran'a bırakılmıştır.

Bu antlaşma taraflara diğerinin topraklarında tek taraflı sıcak takip yapma veya sınırı aşıp tampon bölge kurma yetkisi vermemiştir.

Bunun yerine yeni bir kural getirilerek; bir ülke kendi sınırlarında isyancılara karşı askeri bir harekât yürütürken isyancılar sınırı geçerse, bu isyancıları takip etme ve yakalama yükümlülüğü doğrudan isyancıların kaçtığı ülkenin hükümetine yüklenmiştir